Efsanelerimizden Örnekler

Efsanelerimizden Örnekler

İç Anadolu Efsaneleri

Gordion Efsanesi

Ankara'nın güneybatısında, şimdiki Polatlı'nın azıcık kuzeyinde Gordion kenti vardır. Lydia Kralı Midas'ın babası Gordios bir çiftçiydi. Bir sabah erkenden kentin alanına yük arabsıyla girdiği için Phrygia kralı oldu.

Çünkü kentin büyük kâhini, o kentin kralının ertesi günü kent alanına bir yük arabasıyla geleceğini söylemişti.

Gordios hiç beklemediği halde kral olunca, yük arabasını tapınağa götürdü,oraya armağan etti.Bu arabanın okunu boyunduruğuna bağlayan ip öylesine kördüğüm edilmişti ki;onu açacak kadar marifetli olan adamın Asya kıtasına egemen olacağı şeklinde bir söylenti oluşmuş.

Büyük İskender kördüğümü açmaya çalışmış, açamayınca kılıcını çekip kördüğümü kesmiş.(Gordion sözcüğüyle Türkçe 'kördüğüm' sözünün benzerliği birçok kişiyi aldatmıştır.)

Kızlar Sinisi

Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğar. Kızıldağ'da 'Beş Gözeler' denilen su kaynağının yakınlarında, peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buranın adı 'Kızlar Sinisi'dir.

Efsaneye göre çok eski zamanlarda bir gelin alayı, Kızıldağ yamaçlarından geçerken eşkiya hücumuna uğrar. Eşkıya düzlükteki yolu kestiği için, düğün alayı Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Gelin, eşkiya elinden kurtulamayacağını anlayınca Allah'a yalvarır. 'Ya onları taş kes, ya beni taş kes' der. Düğün alayı o anda Kızıldağ'ın yamacında taş kesilir.

Gerçekten de o yörede, uzaktan bakıldığında, dağın yamaçlarına yayılmış ve bir düğün alayını anımsatan irili ufaklı kayalar görülür; hatta bunların arasında bir çeyiz sandığı bile vardır.

Doğu Anadolu Efsaneleri

Malatya (Beydağı) Efsanesi

Torosların bir kolu olan Beydağı nda uyuyan, taşa dönmüş bir ermişi anlatır. Ermiş yılda bir kez uyanıp şu soruyu sorarmış:
-Malatya ovası altın sabanla sürülüyor mu Olumsuz yanıt alınca tekrar uykuya dalarmış. Malatya ovası çok verimlidir. İyi sürülüp işlenirse bereket, bolluk artacak ve sabanlar bile altından yapılacaktır. O gün ermişin yeniden canlanacağına inanılmaktadır. Ermiş o günü beklemektedir.

Eskimalatya Efsanesi

Eskimalatya XIX. yy başlarında terkedilmiştir. Halk Aspuzu bağlarına yaz için göç etmektedir. Söylence bu göçle ilgilidir. Eskimalatya lılar her yıl Aspuzu ya göç ederken ateşlerini bir kuyuya doldurup üstünü kapatmakta, dönünce de aynı kuyudan ateşlerini almaktadırlar. O yıl Aspuzu dan dönen halk ateşlerinin söndüğünü görür. Bunu uğursuzluk sayar ve kenti terk ederler.

Derme Suyu Efsanesi

Suyun kaynağı Malatya yakınlarındaki Gündüzbey Köy ündedir. Hem içilir hem de bir kanalla bağları bahçeleri sular. Söylenceye göre; İsa, Havarileriyle bu yöreden geçerken yanındakiler su içmek isterler. İsa nın asasını vurduğu yerden Derme suyu fışkırmıştır. Bu nedenle suyun adının Deyr-i Mesih ten geldiğine inanılmaktadır.

Gelin Kayası Efsanesi

Orduzu nun Bahçebaşı köyündeki Arslantepe, yöredeki ilk yerleşim alanıdır. Burada yaşayan yoksul bir kıza, komşu ülke kralının oğlu sevdalanmıştır. Kral karşı koysa da oğlunu bu sevdadan caydıramaz. Sonunda gençler kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlenirler ve gelin alayı yola koyulur. Kız bir ara gelin alayını durdurur, evine iki atlı gönderip unuttuğu oklavayı istetir. Buna kızan anası ` gelinlik tacınla, askerinle, alayınla taş ol diye beddua edince tüm alay taş olur.

Koca Vaiz Efsanesi

Koca Vaiz, Anadolu Selçukluları döneminde Malatya ve çevresinde uç beyidir. Yörede büyük bir din bilgini ve savaşçı olarak tanınır. Bizans üzerine sayısız akınlar yapmıştır. Bunlardan birinde bir kılıç vuruşuyla başı gövdesinden ayrılır. Vaiz Baba başını koltuğuna alarak Malatya ya döner. Eskimalatya yakınlarında bir kadın, Koca Vaizi görür, korkuyla bağırır. İşte o zaman koca vaiz düşüp ölür. Öldüğü yere türbesi yapılır. Günümüzde de halkın en çok ziyaret ettiği yerdir.

Hekimhan ın Kuruluşuna ve Adına Ait Efsane

Bir sefer sırasında KöGoogle Page Rankingülü Mehmet Paşa nın yolu Hekimhan dolaylarına düşer. Doğanın güzelliğine hayran kalır, burada konaklanmasını buyurur. Askerler çevreyi dolaşmaya çıktıklarında günümüzdeki Hasan Ağa Çeşmesi nin yanındaki dereye gelirler. Dere suyunun al al aktığını görürler, suyu izlediklerinde yaralı bir adam bulurlar ve Paşa ya haber verirler. Paşa hekimiyle birlikte gelir, hekim hastanın durumunun umutsuz olduğunu söyleyince, Paşa sorar.

-Hiç mi canı kalmamıştır
Hekim: Ancak onda bir canı var der. KöGoogle Page Rankingülü bu yanıt karşısında kızar ve şöyle haykırır.
` Onda bir canı kalmış adamı ölüme mi bırakırsın Ya bunu kurtarırsın ya da senin kanını da bununkine katarım.
Hekim hemen işe koyulur yaralıyı üç günde ayağa kaldırır.
Yaralıya kim olduğu sorulduğunda:
Kendisinin de hekim olduğunu, ilaç yapmak için bitki toplarken, eşkıyalarca vurulduğunu anlatır. KöGoogle Page Rankingülü ağaçları kestirip açtırdığı yere adam için bir han, hamam ve cami yaptırır. Çevreden de birkaç aile getirip yerleştirir. Buraya önceleri Hekimin Hanı, daha sonra da Hekimhan denilmiştir.

Zurbahan a Ait Söylence

Hekimhan yöresindeki Ayrancı Dağlarının en yüksek tepesine halk Zurbahan Dağı der.Buraya ait çok fazla söylence anlatılır.

Zurbahan ın 6-7 km güneybatısında Asarkaya denilen sarp bir kaya vardır. Kayanın tepesinden, aşağı basamaklı ve dik bir tünel iner. Buradan yuvarlak, dar bir boğaza varılır. Günümüzde boğazın ağzı taşlarla örtülüdür. Boğazın bir yanı Maltepesi ne, bir yanı Ballıkaya ya, bir yanı da Zurbahan a açılmaktadır. Maltepesi nde altından yapılmış gereçler, Ballıkaya da depolar dolusu bal, Zurbahan da da eşsiz takılar vardır.

Zurbahan daki takıları ele geçirmek isteyenlerin tünelde 1-2km ilerleyince fenerleri söner, geri dönmek zorunda kalırlar. İnanışa göre fener tünelin tılsımıyla sönmektedir, kimse Zurbahan a ulaşamamaktadırlar.

Yöreye ilişkin bir başka söylencede şöyledir:
` Güzelyurt lunun biri savaşta tutsak düşer. Yanına yaklaşan bir adam nereli olduğunu sorar. Söyleyince:
``Yurduna döndüğünde çeşmenin başına var. Bir pire tut.  Kayanın üstünde öldür. Sakın unutma der.

Adam yıllar sonra tutsaklıktan kurtulup yurduna döndüğünde söyleneni anımsar. İsteneni yapar. Pireyi öldürmesiyle üstüne arılar üşüşür. Arılardan korunmak için abasını başına çeker. Abanın içinde üç arı kalmıştır. Ortalık durulunca adam abayı başından atar, üç altın yuvarlanır. Korkup abasını başına çekmese tüm arılar altın olacaktır.

Marmara Bölgesi Efsaneleri

Kızkulesi Efsaneleri

Marmara dan vapurla İstanbul Limanı na girerken sağla, Anadolu kıyısına 180 m. yakınlıkta, denizin ortasındaki Kızkulesi ni elbette görmüşsünüzdür. İstanbullu olmayanların da bu ilgi çekici kuleden bahsedildiğini işittikleri muhakkaktır. Geceleri ışık çakarak gemilere yol gösteren bu kulenin çok eski zamanlara uzanan ilgi çekici bir tarihçesi vardır.
bugün Kızkulesi nin bulunduğu adacık, aslında deniz yüzünden çok az yüksekte bulunan bir kayalıktır, o kadar alçaktır ki Boğaziçi nin suları bu kayalığı yalayarak Marmara ya dökülür diyebiliriz. Boğaziçi nin kilidi durumundaki bu kayalık çok eski devirlerden beri insanların ilgisini üzerine çekmişti. Bu arada milattan önce 450-404 yılları arasında yaşamış olan Atinalı General Alkibiyades bu kayalığın üzerinde bugünkü anlamıyla gümrük binası diyebileceğimiz bir bina yaptırmış, gelip geçen gemilerden vergi almaya başlamıştı. Gemiler getirdikleri malın onda birini vergi olarak vermek zorunda tutulurdu.

Kızkulesi ni ilk olarak Manuel Komnenos adlı Bizans imparatoru yaptırdı. Milattan sonra 1122-1180 yılları arasında yaşayan imparatorun burada kule yapmasındaki amaç, Boğaziçi ni gemilere kapatan kalın zincirin bir ucunu sağlam bir yere bağlamaktı. Kayalık ile kıyı arasını da duvarla kapatmışlardı. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen bugün bile bu duvarın sular altındaki kalıntılarına rastlanır. bir söylentiye göre imparator bir suç işleyen kızı Leandra yı da buraya hapsetmişti. Bunun için kuleye Kızkulesi adı verilmişti.

Başka bir söylentiye göre de İstanbul u kuşatmaya kalkan seyit battal gazi, kuleye yakın Damalis Burnunda 7 yıl kalmış, bu arada Üsküdar Tekfuru nun kızını sevmişti. Battal gazi Şam a dönünce Bizans imparatoru bugünkü Kadıköy ve Üsküdar yakınlarındaki kaleler, ayrıca denizin üzerindeki bu kayalığa da bir kule yaptırmıştı. Üsküdar Tekfuru nun kızı bu kaleye yerleştirilmişti. Fakat Şam dan geri dönen battal gazi, Kızkulesi ni basarak kızı hazinesiyle birlikte kaçırdı.

Kızkulesi hakkında başka bir söylenti de Bizans imparatoru Konstantin in kızı hakkındadır. Bir falcı imparatorun kızının yılan tarafından ısırılıp öleceğini haber vermesi üzerine imparator, kızını denizin ortasındaki kayalığa yaptırdığı bu kuleye kapatmıştı. Fakat birgün kuleye bir sepet üzüm gönderilmişti. her nasılsa sepetin altına çöreklenip gizlenen bir yılan kulede sepetten çıkmış, genç kızı sokarak öldürmüştü.

istanbul türkler tarafından alınınca, bu kule yıktırıldı, yerine tahtadan bir yenisi yapıldı. İçeriye yerleştirilen toplar, karşı kıyıdaki Sarayburnu ile tophane deki toplarla birlikte boğazı koruyacaktı. o sıralarda kayalığı kıyıya bağlayan duvar da yıkılmış, yok olmuştu. Kulede geceleri meşale yakılır, gemilere yol gösterilirdi.

Fakat 1719 da birgün nasılsa kule tutuştu, çıkan yangın sonucunda tamamen yandı, kül oldu. Nevşehir li Damat İbrahim Paşa da yeniden, bu sefer taştan yaptırdı. Kulenin tepesine kurşun levhalarla kaplanan bir kubbe yerleştirilmişti.

Bu olaydan sonra Kızkulesi zaman zaman hapishane, bazen de hastalıktan yeni kalkan deniz subaylarının dinlenme yeri olarak kullanıldı. Padişah I.Mahmut zamanında kızlar ağası Beşir Ağa, daha sonraları da 1755 te sadrazamlıktan azledilen Hekimoğlu Ali Paşa buraya hapsedilmişlerdir. 1839 yılında da Kızkulesi kısa bir müddet için karantina olarak kullanıldı.
Asya ile Avrupa nın kesiştiği noktada, dünyada eşi benzeri olmayan konumu, kendi kendine yeten 2500 yıllık tarihi ve yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de ilgi odağı olan kızkulesi, gündüzleri kafeterya, akşamları ise özel restoran olarak hizmet verdiği büyüleyici atmosferine sizleri de bekliyor.

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :