Cumhuriyetin Kurulma Süreci, İlke ve İnkılaplar

Cumhuriyetin Kurulma Süreci, İlke ve İnkılaplar

1. Cumhuriyet Hazırlıkları:

Saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilânı konusunda atılmış ilk adımdı. Saltanatın kaldırılmasına tepkiler Mustafa Kemal Atatürk ü daha kararlı davranmaya itti. Saltanatın kaldırılmasından hemen sonra TBMM seçime hazırlanmaya başladı. Savaşı kazanmakla TBMM görevini yapmıştı. İnkılâpların yürümesi için yeni bir meclis kurulmalıydı. Yeni meclis Ağustos l923 de ikinci dönem çalışmalarına başladı.

Saltanatın kaldırılmasının inkılâpların ilk adımı olduğunu hisseden muhalifler Atatürk ü etkisiz hale getirmek için başka yollara başvurdular. Milletvekili seçimine ilişkin kanunda değişiklik yaparak milletvekili seçilebilmek için Türkiye nin bugünkü hudutları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresinde en az beş yıl oturmuş olmak şartını ileri sürdüler. Atatürk ü hedef olan bu önerge üzerine Mustafa Kemal, inkılâpları yürütmek için dayanabileceği güçlü bir gruba ihtiyacı olduğunu anladı. Müdafaa-i Hukuk Grubu nu Aralık l922 de Halk Fırkası na dönüştürdü.

Ocak l923 de kamuoyunu yoklamak amacıyla çıktığı gezide yapmak istediği inkılâpların gerekliliğini açıkladı.

Şubat l923 de Türkiye İktisat Kongresi ni açarak, devletin yeni ekonomi politikasının ana ilkelerini tespit etti. Basının gücünü çok iyi bildiğinden İzmit te büyük bir basın toplantısı yaparak onları aydınlatmaya çalıştı.

l920 den beri fiilen Ankara başkent idi. İstanbul kozmopolit, işgâl edilmesi kolay bir şehirdi. Ankara daha güvenilir ve merkezî bir yerde idi. İtilâf devletlerinin karşı çıkmalarına rağmen 13 Ekim l923 de Ankara resmen başkent kabul edildi.

2. Cumhuriyetin ilânı

Mustafa Kemal in kafasında Harp okulundan beri Cumhuriyet düşüncesi vardı. Erzurum Kongresi nin bittiği gece arkadaşlarına Devlet şeklimiz Cumhuriyet olacaktır. demişti.

Zaten TBMM nin açılmasından beri fiilen Cumhuriyet vardı.

Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilânı konusunda aradığı fırsatı hükûmetin kurulması konusunda güçlüklerin ortaya çıkması ile yakaladı. Anayasaya göre bakanları meclisin tek- tek oylayarak seçmesi gerekiyordu. Hiç kimse çoğunluğu sağlayamadığından yeni hükûmet bir türlü kurulamıyordu. Oysa bir devlet başkanı olsaydı mesele daha kolay halledilecekti.

Mustafa Kemal, 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak Yarın Cumhuriyeti ilân edeceğiz dedi ve İsmet Paşa ile bir kanun tasarısı kaleme aldı. Ertesi gün Halk Fırkası Gurubu Başkanı Mustafa Kemal, hükûmet bunalımını çözmekle görevlendirildi ve Atatürk, İsmet Paşa ile hazırladıkları önergeyi meclise sundu. Tasarı kabul edilerek Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Hukukî Düzenlemeler

1. Anayasa Hareketleri

a- Birinci TBMM Hükûmeti, Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu adı altında 1921 Anayasasını kabul etti (20 Ocak 1921).

Bu kanunun en önemli maddesi Hâkimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir. İdare tarzı halkın kendi mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır. İdi.

b- 29 Ekim de bu maddeye Türkiye devletinin hükûmet şekli CUMHURİYET tir. ifadesi eklenerek idare tarzının yanında, hükûmet şeklinin de Cumhuriyet olduğu açıklandı.

c- 3 Mart l924 de Halifeliğin kaldırılması ile, laik hukuk sistemini tehlikeye düşürebilecek bir kuruma son verilmiş oldu. Çünkü inkılâplara karşı olanların tek dayanağı bu kurum idi.

1924 Anayasası ile devletin bütün işlerinin kanuna uygunluğu tespit edilmiş böylece hukuk devleti ilkesi gerçekleştirilmiştir.

d- 1928 de laik gelişme çerçevesinde Anayasada gerekli değişiklikler yapılarak Devletin dini İslâmdır. cümlesi kaldırıldı. Milletvekillerinin ve Cumhurbaşkanının yemin ederken kullandıkları dinî kelimeler de değiştirildi.

e- 1937 de altı Atatürk ilkesi Anayasaya girdi.

Yukarıda belirttiğimiz anayasa değişiklikleri yanında hukukî alanda da birtakım yenilikler yapılmıştır;

2. Hukuk Alanındaki İnkılâplar

a- Kasım l926 da Türk sosyal yapısına daha uygun olduğu görülen İsviçre Medenî Kanunu, Türkçe ye çevrilerek Türk Medenî Kanunu olarak kabul edildi. Medenî kanun ile Türk vatandaşları uygar ülke vatandaşları ile aynı kişi haklarına kavuşmuşlardır. Âile, miras ve ekonomik hayatta kadın erkekle eşit haklara kavuşmuştur. Bu kanunun kabulü ile azınlıklar, Lozan da kendilerine verilmiş olan haklarından vazgeçmişlerdir.

b- Medeni Kanun ile birlikte Borçlar Kanunu da kabul edildi.

c- l926 yılında İtalyan Ceza Kanunu ndan uyarlama ile Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdi.

d- Ticaret Kanunu, İcrâ ve İflâs Kanunları hazırlandı.

e- Ankara Hukuk Mektebi açıldı.(1925)

f- Türk kadınına 1934 de her çeşit seçme ve seçilme hakları verildi.

3. İnkılâpçılık

İnkılâpçılık ilkesi milletimizin sayısız özverilerle başarmış olduğu inkılâplardan doğan ve olgunlaşan prensiplere bağlı kalmak ve onları korumak esasıdır.

Atatürk ün deyimi ile inkılâp fert ve topluluklara gerçekçi ve hareketli bir karakter kazandırır.

Atatürk, Cumhuriyetin ilk on beş yılı içinde çeşitli konularda çıkarılmış inkılâp kanunlarını bir bütün olarak kabul eder.

Konulan inkılâp kanunları, halkımızın yararına ve bütünü için düşünülmüştür. Böyle olduğu için başarılmıştır. Oysa Osmanlı dönemindeki ıslahatlar ve inkılâplar halka yönelik olmadığı için başarılı olamamıştır.

Atatürk, inkılâp yapmadan önce halkı bu inkılâp hareketine hazırlayarak millî bünyeye uyup uymadığını belirlemiştir. Bunun en güzel örneği şapka inkılâbı öncesi Kastamonu daki hareketidir.

Sosyal ve İktisadî Alandaki İnkılâplar

1. Sosyal Alandaki İnkılâplar

a. Kadın hakları

Atatürk, Medenî Kanunun kabul edilmesinden önce kadın hakları konusunda neler yapacağını şöyle ifade etmişti; Bir toplum, bir millet, kadın ve erkek denilen iki cins insandan meydana gelir. Kâbil midir ki bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini öylesine bırakalım da kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin Mümkün müdür ki bir yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin

Medeni Kanun un âile hukuku alanında yaptığı yenilikler kısaca şunlardır;

-Bir erkeğin birden fazla evlenmesi kaldırılmış,

-Evlenmede tarafların rızâsı ve resmî nikâh usulü getirilmiş,

-Boşanma bazı şartlara bağlanmış,

-Hukuk önünde kadına eşit hak verilmiş,

-Mirasta kadın erkek eşitliği sağlanmış,

-1934 de kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

b. Şapka, Kılık ve Kıyafet İnkılâbı

Türk kültür tarihine bakıldığında Türklerin değişen kültür ve iklim özelliklerine göre tarih boyunca değişik kıyâfetler giydikleri görülür.

Atatürk, Türk kıyâfetini millî ve dinî olarak tanımlar. Yabancılara göre Türkiye medenî bir millet olamaz. Çünkü Türkiye halkı kadın ve erkek iki parçadan oluşmaktadır. Atatürk, yabancıların bu fikre sahip olmalarındaki sebebi giyinme ve örtünme tarzımıza bağlamaktadır. Atatürk e göre onların aldanmalarına sebep olan nokta; yabancılarla temas edebilecek konumda olan kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin millî tavır ve hareketimizi yansıtmamasıdır.

c. Tekke ve Zâviyelerin Kapatılması

Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu nun Türkleşmesinde ve Anadolu halkının Türk-İslâm kültürü içinde yoğrulmasında büyük hizmetleri geçen tarikatlar, daha sonraki yüzyıllar içinde asıl etkinliklerini kaybetmişlerdi. Osmanlı Devleti nin duraklama devrinden itibaren tarikatlar, halkı parçalamaya, müridleri vasıtasıyla iktidar sahipleri üzerinde baskı yapmaya, dini durgunlaştırmaya ve insanı miskinleştirmeye başlamışlardı.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da Cumhuriyetin ruhuna yakışmayacak şekilde vatandaşların vicdanlarına baskı yapmaya, rejime karşı çıkmaya, hatta Şeyh Said İsyanı gibi devletin bütünlüğünü parçalamaya yönelik ayaklanmalar çıkarmışlardı.

Atatürk, Kastamonu nutkunda; Efendiler, Ey millet, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. dedikten sonra Kasım 1925 de tarikatlar, tekke ve zâviyelerle türbeler kapatıldı.

d. Milletlerarası Takvim, Saat, Rakam ve Ölçülerin Kabul Edilmesi

Osmanlı Devleti, sosyal hayatta Hicrî takvimi kullanırken Mâlî işlerde, Rumî takvim kullanılmaktaydı. Bu durum Osmanlı Devleti nde birtakım karışıklıklara yol açmıştı.

Zaman ölçülerinde Türk milletinin dünyaya ayak uydurması için 1925 yılında Hicrî ve Rumî takvim yerine Milâdî Takvim, ezani ve vasati saatlerin yerine gece yarısından başlayan zaman ölçüsü kabul edildi.

l928 yılında Arap rakamları yerine milletlerarası rakamlar,

l931 yılında arşın, okka gibi bölgelere göre değişik olan ağırlık ve uzunluk ölçüleri yerine dünyanın kullandığı standart ölçüler kabul edildi.

e. Hafta Tatilinin Kabulü

İzmir İktisat Kongresi nde Cuma gününün haftalık resmî tatil yapılması kararlaştırılmıştı. Fakat siyâsî ve ticârî münâsebet kurduğumuz devletler pazar günü tatil yaptığı için bu konuda onlara uyduk. (1935)

f. Soyadı Kanunun Kabulü

Osmanlılar zamanından kalan baba adı, memleket ve lakap gibi ayrıcalıkların kullanılması nüfusta karışıklığa sebep oluyordu. Özellikle evliliğin resmîleştirilmesinde soyadı büyük öneme sahipti.

1934 de çıkarılan Soyadı Kanunu ile toplumsal alanda eşitlik sağlandığı gibi, bürokratik işlere de düzen ve disiplin gelmiştir.

g. Sağlık ve Sosyal Yardım İnkılâbı

20. yüzyıl Türkiye sinde nüfusun hızla artması, sürekli savaşlar ve göçler yüzünden geleneksel sağlık hizmetlerinin yetersizliği anlaşıldı.

Yapılan düzenlemeler ile;

1. Sağlık ve sosyal yardım işleri bir bakanlık bünyesinde toplandı.

2. Savaş dolayısıyla ortaya çıkan öksüz ve yetim çocuklar için 192l yılında Çocuk Esirgeme Kurumu (Himâye-i Etfâl) kuruldu.

3. 1923 yılında doktorlara mecburî hizmet kanunu çıkarıldı.

4. 1930 yılında Belediye ve Umûmî Hıfzısıhha Kanunları nda koruyucu sağlık hizmetleri yönünde esaslı düzenleme yapıldı.

5. Halkın eğitilmesi için okullara sağlık dersleri konuldu.

2. Halkçılık

Halkçılık, Atatürkçü düşünce sisteminin milliyetçilik, millî hâkimiyet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Millî Mücâdelenin ilk günlerinden beri en çok vurgulanan unsurlarından biridir.

Halkçılık, Atatürk ün Millî Mücâdele yıllarında yaptığı sayısız konuşmalarında yeni rejimin yönlendirici ilkelerinden biri olarak yer almıştır. Bugünkü mevcudiyetimizin aslî mahiyeti milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir, o da halkçılıktır ve Halk hükûmetidir. Hükûmetlerin halkın eline geçmesidir. İdareyi halka teslim etmek için çalışalım. O zaman bütün müşküllerin ortadan kalkacağına kâniyim. İç siyâsetimizde şiârımız olan halkçılık, yani milleti bizzat kendi mukadderatına hâkim kılmak esası Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu muzla tesbit edilmiştir. Bizim nokta-ı nazarımız -ki halkçılıktır- kuvvetin, kudretin, hâkimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Halkın elinde bulundurulmasıdır. Bir kelime ile ifade etmek lâzım gelirse diyebiliriz ki yeni Türkiye devleti bir halk devletidir, halkın devletidir.

3. İktisâdî Alandaki İnkılâplar;

Atatürk, Kurtuluş Savaşına başlarken millî hâkimiyetin ancak iktisâdî ve mâlî egemenlik kazanıldıktan sonra kazanılabileceğinin farkındaydı.

Millî Mücâdele yıllarında denk bütçe politikası uygulanmış ve millî tasarrufa önem verilmiştir.

Yeni Türk devleti kurulduktan sonra tarımda, ticarette ve sanayide yapılacak işlerin tespit edilebilmesi için önce Ankara da Ziya Gökalp başkanlığında bir ekonomi heyeti toplandı. Heyetin çalışmaları sırasında biri liberalizmi diğeri sosyalizmi savunan iki görüş belirdi. Gökalp, bu iki eğilimi uzlaştırarak karma ekonomi olarak nitelendirilen iktisâdî hayatta devlet öncülüğünü savunan ama özel teşebbüse de imkân tanıyan Türkiye nin gerçeklerine ve imkânlarına uygun bir model ortaya attı.

Şubat 1923 de toplanan İzmir İktisad Kongresi nde ekonomi politikası belirlenerek İktisad Misâkı kabul edildi.

4. Devletçilik

Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan liberal ekonomi politikası özellikle 1929 Dünya ekonomik bunalımı karşısında beklenen sonucu vermedi. 1930 yılı plânlı devletçilik politikasının ve millî ekonomi kavramının başlangıcı sayılabilir. Temel amaç devlet eliyle sanayiyi gerçekleştirmekti. Türkiye de liberalist düzende değişiklik öngörmeyen bir devletçilik modeli uygulanarak mâlî tekeller dışındaki üretim faaliyetlerinin tamamı özel sektöre açık kalmıştır.

1931 yılında Devletçilik CHP programına, l937 yılında da Anayasaya girmiştir.

Bu ilke çerçevesinde devletin kalkınmada hareketli bir rol oynaması gerekiyordu. Bu gayeyle beş yıllık kalkınma plânları hazırlandı.

Eğitim ve Kültür

1. Eğitim ve Kültür Alanındaki İnkılâplar

a. Eğitim İnkılâbı

Osmanlı Devleti nden Cumhuriyetin devraldığı eğitim; sistem yönünden çok yanlışları olan, kadro yönünden cılız ve yorgun, sayı yönünden de yok derecede azdır. Ama Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı devletinden çok değerli bir tecrübe birikimi devralmış ve bunu çok iyi kullanmıştır.

1.Cumhuriyetin eğitim sistemini kurma faaliyetleri:

Tevhid-i Tedrisat

Osmanlılar döneminde Medreseler, Batı örneğine göre bürokratik devlet düzenini kurmak isteyen devletin ihtiyacını karşılayamıyordu. Bundan dolayı sivil alanda devletin desteklediği okullar açıldı. Bunların yanı sıra azınlıkların, yabancı devletlerin ve misyonerlerin giderek artan okulları farklı dünya görüşlerine sahip insanların yetişmesine sebep oluyordu.

Osmanlı aydını okul-medrese ayrılığının zararlarını görmüş fakat cılız tedbir almaktan öteye gidememiştir.

Yeni Türk devleti ve Türk milletinin birlik içinde gelişip ilerleyebilmesi, bütün yurtta Cumhuriyet ilkelerinin yayılabilmesi için öğretim birliğinin sağlanması gerekiyordu.

Atatürk, medreselerin ve tekkelerin kapatılarak öğretim birliğinin sağlanmasını önceden plânlamış ve safha-safha uygulamıştır.

3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkartıldı. Bu kanunla Tanzimattan beri süregelen değişik duygu ve düşüncede insanlar yetiştiren ikili eğitim sistemi kaldırılarak modern bir millet yetiştirecek millî eğitim sistemi kurulacaktı.

2. Millî Eğitim Teşkilatını Kurma Faaliyetleri: II. Mahmud döneminde bakanlık sistemine geçiş sırasında eğitim işlerini yürütmek için Maarif-i Umumiye Nezareti kuruldu.

TBMM Hükümeti Maarif Vekaleti kurulduğunda bu teşkilat zayıf ve küçüktü. Vekalet Anadolu daki Muallime ve Muallimeler Birliği il sıkı temasa geçerek eğitim teşkilatını Ankara ya bağladı. Daha sonra Cumhuriyetin esas eğitim sisteminin teorik zemini eğitim kongreleri ile oluşturuldu.

3. Milli Eğitimin Genel Amaçları ve Temel İlkelerini Tesbit Etme Faaliyetleri: Atatürk 1922 yılında TBMM ni açarken yaptığı konuşmada; Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye nin istiklâline, kendi benliğine, ananât-ı millîyesine düşman olan bütün anasırla mücâdele etmek lüzumu öğretilmelidir.

Belirlenen Türk Millî Eğitiminin amaçlarına ulaşabilmek için eğitim ve öğretimde şu ilkeler göz önünde tutulacaktı:

a. Öğretimin millî olması,

b. Millî eğitimde öğretim birliği ilkesine uyulmalıdır.

c. Erkek ve kız çocukların eşit şekilde eğitilmesine önem verilmelidir.

d. Eğitim yaygınlaştırılmalıdır.

e. Eğitimde fikir ve hareket birliğine, uygulamaya önem verilmelidir.

f. Millî eğitim sistemi bilime dayalı olmalıdır.

g. Millî eğitimde disiplin olmalıdır.

h. Öğretmenlik mesleği çekici olmalıdır.

4. İlköğretim ve Ortaöğretim Alanındaki Faaliyetler: Cumhuriyetin ilk yıllarında çok önemli sosyal inkılâplar yapıldığı için okul programlarının bunları hazırlayıcı öğretici ve benimsetici olarak düzenlenmesine çalışıldı. 1921 Maarif kongresinde, 1923 ve 1924 teki Heyet-i İlmiye lerde ilkokul programları Cumhuriyetin gerektirdiği bir şekle sokuldu. 1926 dan itibaren toplu öğretimin uygulanmasına geçildi.

Osmanlı devletinin son yıllarında eğitim reformlarının odağını Ortaöğretim oluşturmaktaydı. Bu gelişmelerin sonucu olarak Birinci Heyet-i İlmiye toplantısında sultaniler yerine liseler kuruldu. 1924 yılında liselerin ilk devresine ortaokul denildi.

5. Öğretmen Yetiştirme Alanındaki Faaliyetler: Laikliğin, Cumhuriyetçiliğin ve Atatürk inkılâplarının ve Medenî Kanunun halka öğretilmesi, köyün ekonomik hayatının olumlu yönde etkilenebilmesi için bilgili ve becerikli öğretmenler yetiştirilmesi gerekiyordu. Bu yoldaki çalışmalar 1936 da Eğitmen Kurslarını, 1937 de Köy Enstitülerini ortaya çıkardı.

Osmanlı devleti zamanında kurulan Yüksek Öğretmen Okulu sistemine devam edildi. Uzman öğretmen yetiştirmek için Gâzi Eğitim Enstitüsü kuruldu.

6. 1938 yılına kadar parça-parça devam eden düzenlemeler bu yılda merkezî bir sisteme bağlandı.

7. Yüksek Öğretim Alanındaki faaliyetler: Osmanlı devleti zamanında büyük medreseler üniversite anlayışı ile hareket etmekteydi. Fatih ve Süleymaniye medreseleri ve büyük şehirlerdeki medreseler özellikle gelişme ve yükselme dönemlerinin modern üniversiteleri idi.

Kanuni döneminden sonra medreselere Arap anlayışının girmeye başlamasıyla medrese öğretimi zamanla tamamen dinî bir nitelik aldı. Osmanlı devleti bu medreselere modern programları uygulatamadığından yeni okullar açmak zorunda kaldı. Mühendishâneler, Tıbbiye, Harbiye ve Darülfünun modern manâdaki üniversitelerin temelini oluşturdu.

Darülfünun 1919 yılında özerkliğine ve karma eğitim ilkesine kavuştu.

1930 lu yıllara kadar İstanbul Üniversitesi hükûmetin istediği çalışmaları yapamadı. Bunun üzerine hükûmet İsviçre den davet ettiği uzmanların danışmanlığında İstanbul Üniversitesi yeniden yapılandı. Eski Öğretim Elemanlarının büyük kısmına görev verilmedi buna karşılık Nazi Almanya sından kaçan öğretim elemanlarına görev verilerek modern bir hava verilmeye çalışıldı.

8. Halk Eğitimi Alanındaki Çalışmalar: Yaygın eğitim alanındaki çalışmalar harf inkılâbından sonra başladı. Millet mektepleri açılarak dünyada o zamana kadar en geniş mecburî yaygın eğitim Türkiye de yapılmış oldu.

Osmanlılardan beri aydınlara yönelik eğitim çalışmalarını başarıyla yürüten Türk Ocakları, Muallim Birlikleri, Türk Halk Bilgisi Derneği 1932 yılında Halk Evleri ne dönüştü.

9. Azınlık Okulları ve Yabancı Okulların Kontrol Altına Alınması: Birinci Dünya Savaşı na Almanya safında girmemizle birlikte, İtilâf devletlerine ait yabancı okullar kapatıldı. Mütareke sırasında da Alman okulları kapanmış sadece Amerikan okulları Cumhuriyete kadar devam etmişti. Ancak Ermeni ve Rumların bu Amerikan okullarında ayrılıkçı propaganda yapmaları bu okullara karşı sert bir tavır takınılmasına sebep oldu.

Lozan görüşmelerinin en zor geçen kısımlarından biri de Türkiye nin kendi sınırları içindeki bütün eğitim kurumlarına tam hâkim olma prensibi idi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu nun çıkmasından sonra Türk hükûmetleri dinî eğitim veren yabancı okullara karşı sert bir mücâdele açmışlardır. Türkiye de hiç bir dinin ve mezhebin propagandasına izin vermeyeceklerini belirtmişlerdir. Bu esaslar çerçevesinde okullardaki haçları ve Hıristiyanlıkla ilgili tabloları indirmeyen Fransız ve İtalyan okulları kapatılmıştır. 1928 yılında Bursa Amerikan Koleji nde iki Müslüman öğrencinin Hıristiyan olması üzerine bu okul da kapatılmıştır.

Türkiye, bütün yabancı ve azınlık okullarının laik okullar olmasını Türkiye nin ve Türk millî menfaatlerinin zararına propaganda yapmamasını, Türk Tarihi ve Coğrafya dersleri ile Türkçe derslerinin Türk öğretmenler tarafından verilmesini istiyordu.

Yabancı okulların bitirme imtihanlarının elçiliklerde yapılması geleneği kaldırıldı. Sıkı talimatnâme ve yönetmelikler çıkarıldı. 1926 yılından itibaren Musevi okullarındaki eğitim Türkçe ye çevirtildi.

Laikleşme Sürecindeki İnkılâplar

Osmanlı devletinde laiklik, Tanzimatla birlikte gelişme göstermiştir. Tanzimat ve Islahat fermânları, Birinci ve İkinci Meşrutiyet hareketleriyle devlet yarı teokratik bir devlet olma yolunda adımlar atmıştır.

Türk inkılâbında laikliğin gelişmesi kademeli bir yol takip etmiştir. Laikliğin gerçekleştirilmesi için toplumun ihtiyacına göre yeni kanunlar kabul edilmiştir. Laikliği aşama -aşama gerçekleştirme yolunda yapılan inkılâplar;

-Saltanatın kaldırılması,

-Halifeliğin kaldırılması,

-Tevhid-i Tedrisat Kanunu,

- Kılık kıyâfet ve şapka kanunu,

-Tekke ve zâviyelerin kapatılması,

-Latin harflerinin kabulü

-Anayasanın laiklik çerçevesinde değiştirilmesi.

Bütünleyici İlkeler

1. Millî Egemenlik

Mustafa Kemal, kayıtsız şartsız millî hâkimiyete dayanan bağımsız bir Türk devleti kurmayı Samsun a çıkmadan önce plânlamış ve adım-adım hedefe ulaşmıştır. TBMM nin açılmasına kadar millî egemenliği kurma aşamaları:

-Amasya Genelgesi,

-Kongreler,

-Meclis-i Mebûsanı toplamak için İstanbul Hükûmeti ile yapılan Amasya görüşmeleri,

-Meclis-i Mebûsan ın toplanması ve Misâk-ı Millî kararlarının alınması,

-Nihayet İstanbul un işgâlinden sonra yeni meclisin Ankara da toplaması

(Tablo halinde egemenliğin millete geçişi verilebilir)

2. Millî Bağımsızlık

Bağımsızlık; bir ülkenin başka bir ülke veya ülkelerin yönetimi veya denetimi altında olmaması demektir. Bağımsız Devletin özellikleri:

-Devletler arasında eşitlik söz konusudur.

-Tek yanlı işlem olmaz.

-Bir devlet başka bir devletin izni veya onayı olmadan başka devletlerle diplomatik ilişki kurabilir.

-Devletlerarası dostluklarda devletin çıkarları gözetilir.

-Bağımsız yönetim organları, hukuk sistemi ve para sistemi vardır.

-Hâkimiyet sembolleri vardır; Sancak, bayrak ve millî marş.

3. Millî Birlik ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü

Millî birlik ve beraberlik ve ülke bütünlüğü ilkesi, Atatürk milliyetçiliğinin temel unsurudur. Atatürk, Türk milletini bir bütün hâline getirmeden Millî mücâdeleyi başlatmamıştı. Bölücü akımları ve ayaklanmaları bastırdıktan sonra düşmana karşı harekete geçti.

Millet aynı kültüre mensup insanlardan oluşmuş ise, bu insanların barındıkları toprak onların ortak vatanı olmalıdır.

Vatanın bölünmezliğini Misâk-ı Millî de açık bir şekilde görmekteyiz. Atatürk, Misâk-ı Millî sınırlarını Türk milletinin bu coğrafyadaki vatanı olarak görmüştür. Bölücü hareketlere karşı her zaman yapıcı yaklaşarak millet ve vatan bütünlüğünü sağlamıştır.

4.Bilimsellik ve Akılcılık

Atatürk ün dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. sözleri ilme ne kadar önem verdiğinin en büyük göstergesidir.

Atatürk, 1922 de öğretmenlere hitâben yaptığı konuşmasında; kazanılan askerî zaferin gerçek kurtuluş için yeterli olmadığını, milletin, siyasî, sosyal hayatında ve eğitiminde bilim ve teknik önder olmadıkça asıl kurtuluşa erişilemeyeceğini anlatıyordu.

Atatürk, bilime ve akla değer veren bir anlayışın da öncülüğünü yapmıştır. Türk milletini medenî ve huzurlu yaşayışın sağlandığı örnek bir toplum hâline getirmenin mücâdelesini yapmıştır.

Atatürk, Avrupalılara bilim silâhı ile karşı konulabileceğini görmüş, Türk Tarih ve Dil kurumlarını bu maksatla kurdurmuştur.

5. Yurtta Sulh (Barış), Cihanda (Dünyada) Sulh (Barış)

Barış (sulh); insanların ve milletlerin bir arada güven içinde yaşamaları demekse Atatürk ün başından sonuna kadar mücâdelesinin hedefi buydu. Atatürk, dünya milletler câmiasında Türk milletine yaşayacak yer bırakmamak kararında olan gâliplere karşı en başta barış mücâdelesi yaptı. Atatürk -değil milletler içinde- kendi içinde de huzura, barışa ve güvene muhtaç milletini barışa kavuşturdu.

Onun barış anlayışının en güzel ifâdesini milliyetçilik tarifindeki ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla uyum içinde ifâdelerinde görmekteyiz. Atatürk ün barışçılığı; sınıf kavgasına ve ırkçılığa karşı oluşunda da ortaya çıkmaktadır.

Atatürk, işgâl devletlerine, Türk milletinin hürriyet mücâdelesini anlatırken hep barışçı davrandı:

-İstanbul un işgâlini protesto ettiği telgrafında Bu işgâl yirminci yüzyıl uygarlık ve insanlığının kutsal saydığı bütün ilkelere indirilmiş darbedir derken şüphesiz bu ilkelerin en büyüğü olan barış ı kastediyordu.

-TBMM nin açılışının ertesi günkü konuşmasında uygarlık dünyasının uygarca ve insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemek ifâdeleriyle Yeni Türk Devleti nin izleyeceği millî, barışçı ve gerçekçi politikayı açıklıyordu.

Atatürk, barışın tek taraflı olmadığını, barışı korumak için her milletin ayrı-ayrı gayret göstermesi gerektiğini de belirtmekteydi.

6. Çağdaşlık ve Batılılaşma

Dünya milletleri arasında itibarlı bir yer edinmenin şartı; çağdaş uygarlık seviyesini yakalamaktır. Zamanımızda uygarlığı temsil eden Batı toplumları olduğuna göre onları yakalamak, onların kullandıkları bilimsel ve teknik metotları kullanmak gerekir. Lüks arabalara binmek, bilgisayar kullanmak, modern görünüm almak çağdaşlığın nimetlerinden faydalanmaktır.

Ancak asıl çağdaşlık; o arabayı yapabilmek, yapabilecek tekniğe ulaşma çabası göstermek, bilgisayarın programlarını geliştirmek, teknolojik gelişme aracı olarak onu kullanabilmektir.

Şair: Sen asrın üstünde izin varsa benimse aksi halde sömürülürsün.

7. İnsan ve İnsanlık Sevgisi

Dünyanın en büyük komutanlarından olan Atatürk; yine dünyanın yüreği insan sevgisi ile dolu en büyük insanıydı. İstiklâl mücâdelesiyle esir milletlere ilham kaynağı olan kişi, elbette dünyanın sevgi dolu insanı olmalıydı.

Atatürk, savaşı bir amaç olarak değil; barışın sağlanmasında bir araç olarak görmekteydi; Şuna da inanıyorum ki, eğer devamlı barış isteniyorsa kütlelerin durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :