Atatürkün Yetişmesi ve Kişiliğini Etkileyen İnsanlar, Olaylar

Atatürkün Yetişmesi ve Kişiliğini Etkileyen İnsanlar, Olaylar 

1. Giriş 

Dünyada yirminci yüzyıla damgasını vuran bir kaç  Dönüştürücü  (Transformational) liderden birisi, hatta en önemlisi olan Mustafa Kemal Atatürk ün yetişme sürecinin incelenmesi, O nun dar anlamda  kişilik özellikleri  , geniş anlamda liderlik özelliklerinin ortaya konulabilmesi bakımından önemlidir. 

Bir liderin kişiliğinin oluşmasında, yetişmesinde şüphesiz, içinde yaşadığı  çevre  etkin rol oynamaktadır. Liderin çevresi ise; ailesi, okuduğu okullar, meslek ortamı, yaptığı görevler ve insanlık idealleri ve birikimlerinden oluşur.  Okul  veya  eğitim-öğrenim  ortamı da, bu çevrenin ve yetişme sürecinin önemli bir bölümünü, kesitini meydana getirir. 

Bir Dönüştürücü Lider olarak Atatürk ün yetişmesinde de, aldığı eğitimin önemli bir etkisi ve katkısı vardır. Bu süreçte aile çevresi, ilköğrenimi, Mülki ve Askeri Rüştiye, Manastır Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Harp Akademisi ndeki eğitim ve öğrenimleri bilgi birikiminin oluşmasında ve kişiliğinin şekillenmesinde şüphesiz, tartışılmaz etkiler yapmıştır. Esasen Mustafa Kemal in bir lider olarak düşünce yapısının oluşması ve ileriye dönük fikirlerinin şekillenmesi, ilerde gerçekleştireceği önemli işlerle ilgili bilinçli bir fikri altyapının oluşması da bu yıllardan başlayarak gerçekleşmiştir. 

Bu bakımdan, aile çevresi ve çocukluğu da dikkate alındığında 1881 den Harp Akademisi'ni bitirdiği 1905 yılına kadar olan dönem önem taşımaktadır. Yaklaşık yirmi beş yıllık bu zaman diliminde dış çevre olarak, çocukluğunun geçtiği değişik mekânlar, okullar, Manastır ve Selanik şehirleri söz konusudur. İç çevre açısından ise, genç Mustafa Kemal i etkileyen arkadaşları, dersler, öğretmen ve yöneticiler, olaylar, düşünürler, şairler, yazarlar, okuduğu kitaplar birikim ve kişiliğin kaynaklarıdır. Bütün bunların yanında, genç Mustafa Kemal in bilinçli öğrenme isteği ve çabaları ile üstün kavrayış, algı ve sezgi gücü, kitap okuma alışkanlığı ve kitap sevgisi liderlik oluşumunu etkileyen temel kişilik özellikleridir. 

Mustafa Kemal in bu yirmi beş yıllık süreçteki askeri eğitim ve öğrenim yaşantısının; O nun başarılı bir asker, komutan, devlet adamı, inkılapçı ve düşünce adamı kısaca, dünya çapında vizyon sahibi başarılı bir Dönüştürücü Lider olmasına doğrudan etki yaptığı görülmektedir. Atatürk ün söyledikleri ve gerçekleştirdiklerinin daha iyi anlaşılıp, anlatılmasında bu sürecin çok iyi bilinmesinin önemli olduğu ortadadır. 

2. Aile Çevresi

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanik te Koca Kasım Mahallesi Islahhane Caddesi nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanım dır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi dir. 

Mustafa Kemal in hem baba, hem de anne tarafından soyu  Evlad-ı Fatihan  , yani Rumeli nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu dan göçürülerek, iskan edilen  Yörük  veya  Türkmenler  dendir. Baba soyu, Karaman dan gelerek Manastır Vilayeti nin Debre-i Bala Sancağı na bağlı Kocacık Köyüne yerleştiler. Aile sonradan 1830'larda Selanik e göç etmiştir. Ali Rıza Efendi 1839 da Selanik'te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet in taşıdığı kızıl lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan  Kocacık   ın da gösterdiği üzere; Mustafa Kemal in baba tarafından soyu Anadolu nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan  Kızıl-Oğuz Türkmenleri  nden gelmektedir. 

Anne soyu da Fatih Sultan Mehmet döneminde Konya, Karaman civarından Rumeli ye göçürülüp, iskan edilmiş olan Yörüklerdendir. Bu sebeple aileye Konyarlar da denilmektedir. Tamamen Türk olan Vodina Sancağı na bağlı Sarıgöl Nahiyesi ne yerleşen aile; sonradan Selanik yakınlarındaki Lankaza ya geçmiştir. 

1839 doğumlu Ali Rıza Efendi, 1857 doğumlu Zübeyde Hanımla 1870 veya 1871 de evlendi. Altı çocukları oldu: Fatma (1871/1872 1875), Ahmet (1874 1883), Ömer (1875 1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881 1938), Makbule (Boysan Atadan) (1885 1956) ve Naciye (1889 1901). Kardeşlerinden Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında, o senelerde Rumeli yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında ölmüşlerdir. En küçükleri Naciye on iki yaşında gözlerini kapadı. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesi nden itibaren Hayatı boyunca dostlukları ve arkadaşlıkları devam etmiş olan Fuat Bulca ya bir gün şöyle demişti:  Kardeşlerim arasında en sevdiğim Naciye ydi. Çocuk yaşının üstünde hisli, duygulu ve öğrenmeye meraklıydı. Ben Harbiye ye giderken kitaplarımı istemişti. Annemden onu okutmasını istemiştim. Ne ablam Fatma yı, ne ağabeylerim Ahmet ve Ömer i hatırlayamıyorum. Son ikisi aynı yıl, 1883 te ben iki yaşında iken ölmüşler. Naciye, annem gibi sarışın, mavi gözlü, duru beyaz tenli idi. Tipik bir Yörük kızıydı. Makbule ye hiç benzemezdi.  

Atatürk ün babası Ali Rıza Efendi, yakalandığı  barsak veremi  hastalığından kurtulamayarak vefat edince, Mustafa için çiftlik günleri başlayacaktır. Genç yaşta üç çocuğu ile dul kalan Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa yı Askeri Rüştiye ye verdikten sonra, özellikle ekonomik yönden zor günler yaşamaya başlar. Çocuklarla birlikte kendisine bağlanan iki mecidiyelik maaş ailenin geçimini sağlamaktan çok uzaktır. O sıralarda, Yunanistan a terk edilen Teselya nın merkezi Larisa (Yenişehir) dan göç edenlerden Reji idaresi memurlarından Ragıp Efendi, kendisine talip olur. Ragıp Efendi de hanımını kaybetmiş dört çocuklu bir duldur. Zübeyde Hanım, Kılıçoğlu Hakkı Bey in kayınpederi Şeyh Rıfat Efendi tarafından Ragıp Efendi ile evlendirilir. Varlıklı bir kimse olmasına rağmen, Ragıp Efendi Zübeyde Hanım ın evine gelerek yerleşir. Şüphesiz, evin en büyük erkek evladı olarak Mustafa bu evliliği onaylamaz ve evi terk ederek, Horhor Mahallesi nde oturan öz halası Emine Hanım ın evine yerleşir. Manastır İdadisi ne gidinceye kadar da eve nadiren uğrar. Ragıp Bey esasında çok kibar ve iyi kalpli bir insandır. Mustafa Kemal, yıllar sonra Afetinan a üvey babası ile ilgili olarak şunları söyleyecektir:  ...Fakat sonradan o asil beyle dost oldum. Bana iyi bir eğitici oldu. Anamın da genç yaşında böyle bir aile bağı yapmış olmasını takdir ettim. Ancak çocukluk duygum benim babamı kaybetmiş olmama karşı bir isyandan ibaretti  . Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy a da Ragıp Efendi ile ilgili olarak,  Bana karşı çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi etmiştir. Nazik ve kibar insandı  demiştir. Ragıp Bey in bir oğlu Süreyya Bey (Toyran), diğeri şimendifer memuru Hakkı Bey dir. Kızlarının birisinin adı Rukiye dir. Fuat Bulca akrabalarıdır. Çocukluğu Mustafa Kemal le birlikte geçen ve Ağabey diye hitap ettiği M. Kemal e sonradan delice aşık olan ve bu yüzden de intihar eden Fikriye Hanım da, Ragıp Bey in kardeşi Miralay Hüsamettin Bey in üç çocuğundan birisi idi. Yani Fikriye Ragıp Bey in yeğeni idi. Ragıp Efendi, Birinci Dünya Savaşı ndan sonra Selanik te vefat etmiştir. 

3. Manastır İdadisi ne Kadar Öğrenimi

1887 de Mustafa Kemal, altı yaşını tamamlar ve yedisine girer. İlkokula gidecektir. Babasının istememesine rağmen, Zübeyde Hanım ın ısrarları üzerine önce Koca Kasım Mahallesi ndeki Mahalle Mektebi ne törenle giren Mustafa, kısa bir süre sonra; Selanik in şöhretli öğretmenlerinden ve eğitimcilerinden Şemsi Efendi nin yeni metodlarla elifba öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır. Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne kadar, sonradan birleştiği Feyziye okulu ile sekiz sınıflı bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını düzenli olarak takip etmiştir. 

Babası Ali Rıza Efendi nin ölümü (28 Kasım 1893) üzerine, Zübeyde Hanım ın çocuklarını alarak kardeşinin Langaza daki çiftliğine gidişi, Mustafa nın öğrenim hayatına bir ara vermiştir. Onu burada civardaki Rum Kilise okuluna yollamayı düşünmüşler, istememiş; çiftliğin Arnavut yazıcısı Kamil Efendi nin ve komşuları Hatice Hanım ın derslerinden memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği huzursuzlukla adeta bunaldığı görülen bu kabiliyetli ve yaratıcı çocuğu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selanik teki teyzesinin yanına yollamak zorunluluğu duymuştur. 

Böylece, altı ay kadar süren çiftlik hayatından sonra Selanik e gelen Mustafa, Mülkiye Rüştiyesi (Ortaokulu) ne başladı. Burada Müdür Muavinliği de yapan ve  Kaymak Hafız  diye anılan Matematik öğretmeni Hüseyin Efendi nin, bir sınıf disiplinsizliğine sebep olduğu ve haksızlığa baş eğmediği için Mustafa yı dövmesi, bunu gururuna yediremeyen Mustafa nın büyük annesi Ayşe Hanım tarafından okuldan çıkarılmasına sebep olmuştur. 

Çocukluğundan itibaren askerliğe büyük bir ilgi duyan Mustafa, asker olmak istiyordu. Hatıralarında kendisinin anlattıklarına göre, üniformalı olarak Askeri Rüştiye (Ortaokula) ye giden komşularından Kadri Bey in oğlu Ahmet ve sokaklarda gördüğü üniformalı subaylar onun askerlikle ilgili heveslerini kamçılıyordu. Nihayet asker olmasını istemeyen annesine haber vermeden Selanik Askeri Rüştiyesi nin sınavlarına girerek başarılı oldu. Daha önceden dört yıl olarak eğitim yapan Askeri Rüştiyelerin, o yıl birinci sınıflarının lağvedilerek üç yıla indirilmesi üzerine, Mustafa Nisan 1894 te Selanik Askeri Rüştiyesi nin ikinci sınıfından öğrenimine başladı. 

Bu dönemde sivil ortaokullar çekiciliği az olan okullardı. Askeri Rüştiyeler ise, Türkçe ye daha çok önem vermekte, yabancı dile iki yıl erken başlamaktaydılar. Fransızca ders olarak okutulmaktadır. Bu okullarda spor salonları da bulunmaktadır. Sivil Rüştiyelerde ise, Kuran ın usulüne göre okunmasına ve Arapça derslerine daha fazla yer verilmektedir. Yine Askeri Rüştiyelerde öğrenciler, yetenekleri ve durumlarına göre yükselebiliyorlardı. Tüm bunların yanı sıra bu okulları bitirenler, orduya girdiklerinde gezme ve geniş Osmanlı İmparatorluğu nun uzak köşelerindeki insanların yaşayışlarını görüp, öğrenmek fırsatını bulabiliyorlardı. Bu sivil okulların kolay kolay elde edemedikleri bir başka imkandı. 

Mustafa nın bu okulu, Selanik Askeri Rüştiyesi, Mithat Paşa Caddesi nde, yeni ve oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, düzenli ve disiplinli bir okuldu. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoğunluğunu subaylar teşkil eden bir öğretim ve yönetim kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki yüz civarında üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle birlikte ilk askerlik eğitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa, çok kısa sürede öğretmenlerin ve komutanlarının dikkatlerini çeken seçkin bir öğrenci olarak kendisini çevresine tanıttı. Kendi hatıralarında anlattığına göre Mustafa, Rüştiye de Matematik dersine merak sardırdı. Bu derste sınıfın  müzakerecileri  arasına girdi. Çok sevdiği bu dersin öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey (Harp Okulu 1297/1882 yılı mezunlarından), onun yetenek, yaratıcılık ve olgunluğunu teşhis ederek, ona  Kemal  adını verdi. Böylece, yarının Atatürk ü, Mustafa Kemal olarak tarihe mal oluyordu. Mustafa Kemal, 1895 yılı sonu veya 1896 yılı Ocak ayında, on beş yaşında, Askeri Rüştiye nin kırk (veya kırk üç) kişilik olan son sınıfını, bütün derslerden geçme tam notu olan 45 alarak (43 aldığı biri hariç) dördüncü bitirdi.

4. Bu Dönemde Kişiliğini Etkileyen Olaylar Ve İnsanlar

Çocukluğu ve eğitim ve öğrenim sürecinde (1881-1905) şüphesizdir ki, Mustafa yı etkileyen insanların başında babası ve annesi gelmektedir. Ali Rıza Efendi, bir öğretmen çocuğudur ve yıllarca Gümrük, Evkaf memurluklarında bulunmuştur. Boş zamanlarında askerlik mesleği ile ilgilenmiş, Gönüllü askerlere talim yaptırmıştır. Selanik te kurulan  Gönüllüler Taburu  nun da kurucuları arasında bulunmuştur. Memuriyeti bırakarak, kereste ticaretine başlayan Ali Rıza Efendi, bu işi sırasında haraç isteyen çetelerle de çatışmayı göze alabilecek yapıda bir insandı. Oğlu Mustafa ya adam olmak için okumak, öğrenmek şarttır. Başka çare yoktur diyen Ali Rıza Efendi, geniş görüşlü, modern düşünceli, yeniliklere açık aydın bir insandı. Mustafa yı Mahalle Mektebi nden alarak, çağdaş bir eğitim kurumu olan Şemsi Efendi Okulu na vermesi de, onun yenilikçi, parlak kişiliğini göstermektedir. Zübeyde Hanım ise, Ali Rıza Efendi ye göre daha muhafazakar bir insandı. Fakat, aydın, bilge bir Türk anasıydı. Çocukları çok sever ve onların üzerine titrerdi. Zübeyde Hanım, doğuştan akıllı bir kadındır. Oğlu Mustafa, annesinin üzerindeki etkisini, fedakarlığını her zaman saygıyla anacaktır. Zübeyde Hanım, güçlü bir beden yapısına sahip olduğu kadar, güçlü bir iradeye de sahipti. Yeterince eğitim görmemiş, ama okumayı yazmayı öğrenmişti.  Bilge  kişiliklerinden dolayı annesine  Molla Hanım  , kendisine de  Molla Zübeyde  denilirdi. 

Genç Mustafa Kemal in kişiliği bakımından üzerinde durulması gereken bir nokta da, daha 12 yaşında babasını kaybederek  yetim  kalmış olmasıdır. Psikolojik açıdan, kendi geleceği hakkında yine kendisinin bağımsız, özgürce karar vermesinde yetim oluşunun rolü bilim adamlarınca kabul edilmektedir.  Yetim çocuklarda gelişen güçlenme içgüdüsü çoğu kez onları amaçlarına ulaştırmaktadır  diyen, İsviçreli bilim adamı psiko-analizci Dr. Pierre Retchnick, şu tespitte bulunmaktadır:  Bu konuda en güzel örnek çocuk yaşta babasını yitiren Mustafa Kemal Atatürk tür. Kendini ülkenin yararlarına adayan Atatürk ün bu çapta bir kişi olmasının en büyük etkenlerinden biri, babasının o küçük yaştayken ölmesidir.  Mustafa Kemal in sonradan çocuklara çok büyük sevgi duymasının ve ilgi göstermesinin temelinde de, küçük yaşta babasız kalması yatmaktadır. Mustafa Kemal, yaşamı boyunca çocuklarla yakından ilgilenecektir. Özellikle yetim, yoksul çocuklara olduğu gibi, diğer çocuklar için de çocuklara açılan bir sevgi kucağı olacaktır. Kimilerini ödüllendirecek, kimilerini de manevi evlat olarak koruması altına alacaktır. Türk çocuklarının eğitim öğretimleriyle de ilgilenecek, her gittiği yerde okulları ziyaret edecektir. 

Mustafa Kemal in kişiliğinin şekillenmesinde rol oynayan dönemlerden biri de onun dayısının çiftliğinde geçirdiği yaklaşık altı aylık süredir. Çiftlikte geçen bazı olayları bir pedagog gözüyle değerlendiren Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Atatürk teki yaratıcılık, ağaç ve hayvan sevgisi nin çocukken yaşadığı bu yaratıcı çevre nin eseri olduğu kanaatindedir:  Yaratıcılığın var olmasında en büyük etken çocukluk çağındaki çalışmalardır. Eğer çocuk daha küçük yaşta iken yaratıcı bir çevre içinde yaşar, kendine göre oynama, deneme, yaratma olurlukları bulursa, onda yaratıcılık doğar zamanla da gelişir. Sonunda da sosyal randımanlar verir. Bence bu yaratıcılık bir kalıt (genetik) şekli olmayıp kişideki dirim enerjisinin sosyal randıman şeklinde oluşmasıdır... İşte Atatürk ün çocukluk hayatında böyle bir yapıcılık, yaratıcılık devri olduğunu öğreniyoruz... Mustafa nın çocukluk, ilk gençlik hayatında ellerle yapılan işleri ne kadar çok merak ettiğini gördük... Atatürk ün çocukluğunda, gençliğinde ele aldığı işler hep faydalı işler, sosyal randıman verici işlerdir, kafa işleri, gönül işleridir. Marangozluk, çiçekçilik, hayvancılık hep böyledir. Sosyal kişiliğin var olmasına yarayan işler işte bu gibi işlerdir...  Bu dönemde, Atatürk ün kişiliğinin oluşumunda onu yetiştiren öğretmenler de önemli bir yer tutar. Mustafa Kemal hayatının her döneminde, mesleğinde başarılı, mesleğinin gerektirdiği özellikleri taşıyan, nitelikli öğretmenlere sahip olmuştur. Bu hem kendisi, hem de Türk milleti için büyük bir mutluluktur. Öğretmenleri onu çok değişik biçimlerde etkilemiş, ona çok yararlı bir rehberlik yapmışlardır. Şüphesiz, onu olumsuz manada etkileyen öğretmenleri de vardır. Bunlar arasında geleneksel eğitimin yapıldığı Mahalle Mektebi ve buradaki  Hüsnühat  öğretmeni Çopur Hafız Emin Efendi ile Mülkiye Rüştiyesi nde Matematik öğretmeni ve müdür yardımcısı olan ve  Kaymak Hafız  diye anılan Hüseyin Efendi sayılabilir. Bu öğretmenlerinden ilki, çocukları yere oturtarak, dizlerinin üzerinde yazı yazdırdığı için; ikincisi de genç Mustafa yı haksız yere dövdüğü için onu olumsuz yönde etkilemiş olmalıdırlar. Bunların, Atatürk ün yaptığı çağdaş atılımları kötü bir örnek olarak etkilediklerini ve yine Mustafa Kemal i benzer eğitim kurumlarının kaldırılması yönünde yönlendirmiş olduğunu düşünmek mümkündür. Nitekim yıllar sonra Mustafa Kemal Kurmay Subay olarak Selanik te bulunduğu sırada okuduğu Şemşi Efendi İlkokulu ile Mahalle Mektebi ni ziyaret etmiş; Hafız Mehmet Efendi nin Mahalle Mektebi nin kapısında koca bir kilit asılı olduğunu görmüş, kapanması isabet olmuş demiştir. Yine Harp Okulu nda öğrenci iken, Kaymak Hafız Hüseyin Efendi ile ilgili olarak da,  kendisini çoktan affettim. Mülkiye Rüştiyesi nden ayrılmamda bu kaba ve insafsız hareketi başlıca rol oynamıştır  diyecektir. 

Bu dönemde Mustafa Kemal i olumlu yönde etkileyen ve onun Atatürk haline gelmesinde çok büyük katkıları olan öğretmenlerinin başında şüphesizdir ki, Şemsi Efendi gelmektedir. Az önce kısaca değindiğimiz gibi Şemsi Efendi, eğitim tarihimizde yeni pedagojik yöntem ve uygulamaları ilk deneyenlerdendir. Öğrencileri bir üst düzey olan Rüştiyedeki öğrencilerden daha bilgili yetişiyorlardı. Atatürk ün dinde bağnazlığa karşı görüşlerinde, yenilikçi fikirlerinde, disiplin duygularının gelişmesinde Şemsi Efendi nin öğretim ve uygulamalarının önemli bir payı vardır. Mesela, Atatürk ün Harf İnkılâbı sırasında takip etmiş olduğu yöntemler ve verdiği mesajlar, Şemsi Efendi nin ilk okulda kendilerine alfabe öğretirken kullandığı  heceleme ve okuma  yöntemindeki yenilikleri hatırlatmaktadır. 

Yüzbaşı Mustafa Bey, Atatürk ün Selanik Askeri Rüştiyesi nde Matematik öğretmenidir. Öğrencisinin yeteneklerini sezip, ona  Kemal  adını vermiştir. Böylece onun kendisinden ve arkadaşlarından farklı ve üstün durumunu tespit etmiş, ona, daha iyiye, daha güzele doğru gitmek için sürekli bir teşvik nedeni sağlamıştır. Prof. Dr. Yahya Akyüz ün ifadesiyle,  bu çok önemli tarihi olayı, M. Kemal Atatürk ü sürekli, daha büyük başarı ve faziletler peşinde koşmaya iten bir destek olarak değerlendirmek gerekir . Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk ün bir lider olarak  akılcı  ve  hesap-kitap adamı  olmasında doğrudan rol oynayan bir faktör olarak Matematik sevgisi kabul edilecek olursa (ki bu dönemde sevdiği derslerin başında Matematik gelmektedir) Yüzbaşı Mustafa Bey in üzerindeki yönlendirici etkisi daha da önem kazanır. 

Selanik Askeri Rüştiyesi nde Mustafa Kemal e özel ilgi gösteren öğretmenlerinden birisi de, Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey dir. Atatürk, 22 Eylül 1924 te Samsun da öğretmenlerin verdiği bir çayda Nakiyüddin Bey le karşılaşmış ve onun hakkında şunları söylemiştir:  ...Bununla beraber hatırlamak gerekir ki, gerçek ve fedakâr öğretmenler, eğitimciler eksik değildi. Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır. Şimdi burada bir yüce kişiye rastladım. O, benim Rüştiye birinci sınıfında öğretmenim idi. Bana henüz ilk bilgileri öğretirken gelecek için ilk fikirleri de vermişti. Demek istiyorum ki, ilk ilham ana baba kucağından sonra okuldaki eğitimcinin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır...  Selanik Askeri Rüştiyesi nde 1908 e kadar yirmi yıl Fransızca öğretmenliği yapan Nakiyüddin Bey, genç M. Kemal e bir taraftan geleceğe ilişkin fikirler verirken bir taraftan da, sen bu Fransızcanın peşini bırakma öğüdünde bulunmuştur. Sonradan Mustafa Kemal in Şam da kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti nin Selanik Şubesinin kuruluşunda, 31 Mart hadisesinin bastırılmasında öğrencisi M. Kemal ile birlikte çalışan Nakiyüddin Bey, Cumhuriyet döneminde Atatürk ün isteği ile milletvekili adayı gösterilmiş ve üç dönem milletvekili de seçilmiştir. 

Hayatının sonuna kadar yanından ayrılmayacak olan Nuri (Conker), Salih (Bozok) ve Fuat (Bulca) ile arkadaşlıklarının da geliştiği Selanik Askeri Rüştiyesi nde genç Mustafa Kemal, sadece okul çalışmalarıyla da yetinmemiştir. Onun bilgisini genişletmek, kültür seviyesini yükseltmek için o günün şartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip ettiği, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik te ileri fikirli birkaç öğretmen ve yazar  Çocuklara Rehber  isimli haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar. Arı Türkçe davasının öncülerinden olan bu derginin bir çok sayılarında fen ve matematik konularında yapılan yarışmaları başaranların başında Askeri Rüştiye son sınıf öğrencilerinden Mustafa Kemal ismi görülmektedir. Bu onun, geniş kültürünün ve sonsuz okumak ve öğrenmek aşkının, daha çocuk denebilecek yaşlarda dahi var olduğunu göstermektedir. Sonradan Türk dilini öz benliğine kavuşturmak için yaptığı çalışmaların ilhamını ilk defa bu dergideki yazılardan almış olabileceği düşünülebilir.

5. Manastır Askeri İdadisi Öğrenimi Ve Burada Kişiliğini Etkileyen Olaylar, İnsanlar 

Mustafa Kemal, Askeri Rüştiye yi bitirirken İdadi (Lise) eğitimine İstanbul da Kuleli Askeri Lisesi nde devam etmek ister. Onun böyle bir karar almasında, annesinin ikinci evliliğinin, yani evde bir üvey baba bulunmasının rolü büyüktür. Böylece ana evinden ve Rumeli den uzaklaşacaktır. Fakat vatansever bir kurmay subay olan Hasan Bey, onu bu kararından vazgeçirecektir. Hasan Bey, birçok defa Rüştiyeye mümeyyiz olarak gelen ve sınavlarda M. Kemal i tanıyıp seven bir komutanıdır. Hasan Bey, o günlerde bir münasebetle genç öğrencisine idadi, lise eğitimine nerede devam edeceğini sorar ve niyetinin İstanbul a gitmek olduğunu anlayınca da şu tavsiyede bulunur:  Bundan vazgeçiniz oğlum. Manastır a gidiniz, orada daha iyi yetişirsiniz  . Mustafa Kemal, Hasan Bey in bu tavsiyesini dinleyecektir. 

1896 yılı Mart ayının ortalarına kadar Selanik te tatilini geçiren Mustafa Kemal, tatil bitiminde Selanik ten trenle Manastır a yolcu edilir. İdadi de yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim şartlarına kısa sürede intibak eden genç M. Kemal için, artık ömrünün sonuna kadar sürecek olan aile yuvası dışındaki hayat başlıyordu. Bundan sonra ev yaşantısı sadece izin ve tatillerde kısa süreli olabilecektir. Askerlik mesleğinin meşakkatli ve zorlu özelliklerinden de kaynaklanan bu durum, biraz da onun bağımsız yaşama karakterine uygun düşecektir. 

Manastır da sınıf arkadaşları sadece Selanik Rüştiyesi ndekiler değildir. Manastır bölgesine bağlı olan, Üsküp, İpek, İşkodra, Yanya ve Manastır Askeri Rüştiyelerinden gelen gençler de vardır. Bu ortam içinde çeşitli karakter, mizaç ve seviyede genç insanlarla tanışmak, anlaşmak ve onlara kendini kabul ettirmek hususunda M. Kemal in üstün vasıflarının burada da büyük bir rol oynadığı şüphesizdir. 

Manastır İdadisi nde Mustafa Kemal, Matematikten yine çok başarılı, Fransızcadan ise biraz zayıftır. Kendi hatıralarında bunu söyle anlatmaktadır:  Askeri Rüştiyeyi ikmal ettiğim zaman, merakım epeyce ileri gitmişti. Manastır Askeri İdadisi nde riyaziye (Matematik) pek kolay geldi. Bununla meşgul olmaya devam ettim. Fakat Fransızcada geri idim. Muaallim benimle çok meşgul olmuyor, acı ihtarlarda bulunuyordu.  

Burada Mustafa Kemal i en çok etkileyen arkadaşlarından biri olan Ömer Naci, ona edebiyat ve şiir merakı aşılayacaktır. Sonradan İttihat ve Terakki nin hatibi olacak olan ve genç yaşta Birinci Dünya Harbi sırasında hayatını kaybeden Ömer Naci, Bursa İdadisi nden kovularak, Manastır İdadisi ne yollanmıştı. M. Kemal hatıralarında şunları anlatıyor:  O zamana kadar edebiyatla çok temasım yoktu. Merhum Ömer Naci, Bursa İdadisi nden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiç birini beğenmedi. Bir arkadaşın, kitaplarımdan hiç birini beğenmemesi gücüme gitti. Şiir ve edebiyat olduğuna o zaman muttali oldum. Ona çalışmaya başladım. Şiir bana cazip göründü. Fakat kitabet hocası diye yeni gelen bir zat beni şiirle iştigalden men etti. Bu tarz iştigal seni askerlikten uzaklaştırır dedi. Ne var ki, güzel yazmak hevesi ben de baki kaldı.  Bu ikazı yapan Kitabet öğretmeni Alay Emini Mehmet Asım Efendi dir. Aynı olayı M. Kemal, daha sonraları Ali Fuat Paşa ya şöyle anlatır: Eğer Kitabet hocamız imdadıma yetişmeseydi, ben de şair olup çıkacaktım. Çünkü hevesim vardı. Asım Efendi bir gün beni çağırdı.  Bak oğlum Mustafa dedi, şiiri filan bırak. Bu iş senin iyi asker olmana mani olur. Diğer hocalarınla da konuştum. Onlar da benim gibi düşünüyorlar. Sen Naci ye bakma, o hayalperest bir çocuk. İleride belki iyi bir şair ve hatip olabilir, fakat askerlik mesleğinde katiyen yükselemez . Hocamın ne kadar haklı olduğunu hadiseler ispat etti. Çok arzu ettiği halde Naci, erkânıharp (kurmay) zabiti olamadı.  

Bu ikaz ve yönlendirmenin Atatürk ün hayatını ve kaderini doğrudan etkilediğine şüphe yoktur. Fakat, Ömer Naci nin de Mustafa Kemal in fikri altyapısının oluşmasında diğer faktörlerle birlikte önemli bir rol oynadığı da kesindir. Nitekim genç Mustafa Kemal in dönemin vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal ile Türkçü şairi Mehmet Emin Yurdakul un şiirleri ile tanışmasında Ömer Naci nin etkili olduğu bilinmektedir. İdadi de, Namık Kemal i tanımak, duymak, onun gizlice elden ele dolaşan vatan şiirlerini bulmak, okumak işini Hatip Ömer Naci sağlamıştır. Atatürk, sonradan 14 Eylül 1931 de yaptığı bir konuşmada Mehmet Emin Yurdakul ile ilgili şunları söylemiştir:  ...Şair Mehmet Emin Yurdakul un ilk kez Manastır Askeri İdadisi nde öğrenciyken okuduğum  Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur  dizeleriyle başlayan manzumesinde bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum...  

Tarih öğretmenleri Mehmet Tevfik (Bilge) Bey in de etkileriyle, gençler Fransız İhtilali nin temel ilkelerinden biri olan hürriyet kavramı ile de burada tanışacaklardır. Topçu Kolağası Mehmet Tevfik Bey, o dönemin dar Osmanlı tarihçiliği görüşünden uzak, Türk tarihini bütün genişliği ve eskiliği ile kavramış ve öğrencilerine dersini sevdirerek, esaslı tarih bilinci ve kültürü veren bir öğretmendi. Ali Fuat Cebesoy un,  değerli ve milliyetçi bir Türk subayıydı. Türk tarihini iyi biliyor ve öğrencilerine tarih zevkini veriyordu. Atatürk, Türk tarihini bütün genişliği ve derinliği ile kavramış bulunan hocasından daima saygı ile söz etmiştir. Bir gün bana: Tevfik Bey e minnet borcum vardır. Bana yeni bir ufuk açtı demiştir  şeklinde tanıttığı Kol Ağası Mehmet Tevfik Bey (1865-1945) in Atatürk ün derin tarih bilgisi ve bilincinin oluşmasında baş mimar olduğu kesindir. Atatürk, bu değerli öğretmenine beslediği şükran ve minnete, onu milletvekili adayı göstererek ve Beşinci Dönem Diyarbakır Milletvekili olarak Meclise girmesini sağlayarak karşılık vermiştir. 

Manastır İdadisi nin ikinci sınıfına geçen Mustafa Kemal, 1897 yılının ilk günlerinde sıla iznini geçirmek üzere trenle Selanik e döner. Mart ın ilk günlerine kadar devam edecek izinden faydalanarak Fransızcasını kuvvetlendirmeyi düşünür ve 1888 de kurulmuş olan Tophane semtindeki College des Freres de Salle (Frerler Okulu) in özel kurlarına kaydını yaptırarak dersleri düzenli olarak takip eder. Birinci sınıfta kendisini ikaz eden Fransızca öğretmeninin acı ihtarlarına yeniden muhatap olmak istemez. Kendi hatıralarında,  İki, üç ay gizlice Frerler Mektebi nin hususi sınıfına devam ettim. Böylece Mektep derslerine nispetle fazla derecede Fransızca öğrendim  demektedir. Bu özel derslerde Mustafa Kemal in öğretmenlerinden biri Frere Rodriquez (1849 1941) dir. Bunun anlattığına göre, Mustafa Kemal gayet ciddi, zeki ve çalışkan, elinde daima kitap bulunan bir gençti ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almaya geliyordu. Mustafa Kemal, gerçekten İdadi den başlayarak gençlik yıllarında Fransızca öğrenmeye büyük önem vermiştir. O, bir kurmay subay mutlaka yabancı dil bilmelidir, bunun aksini düşünmek büyük hatadır diyordu. 

Manastır Askeri İdadisi nde Mustafa Kemal in ilk seneye ait öğrencilik hayatı hakkında resmi bir belgeye sahip değiliz. Fakat 1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçerken yalnız, Kitabet ve Fransızcadan 45 üzerinden birer not eksiği ile 44 aldığını ve 52 mevcutlu sınıfı üçüncü olarak bitirdiğini biliyoruz. Bu seneki durumunu M. Kemal sonradan şöyle anlatıyor:  İdadide iken muannidane (inatla) bir surette çalışıyordum. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı.  

Bu çalışmanın ve başarılı bir Askeri Lise eğitiminin ardından Mustafa Kemal, Aralık 1898 in ilk yarısında son bulan sınavların sonucunda her dersten tam not (45 ve 20) alarak 54 mevcutlu üçüncü sınıfı ikinci olarak bitirip, diplomasını alır. Aslında, Not Defteri incelendiğinde görülmektedir ki, sınıfın iki birincisi vardır. Listede birinci gösterilen Selanikli Ahmet Tevfik Efendi ile ikinci sırada yer alan Mustafa Kemal in notları aynıdır. Her ikisi de beher dersin tam numarası olan 420 toplam not ile mezun olmuşlardır.

6. Harbiye Öğrenimi Ve Burada Kişiliğini Etkileyen Olaylar İnsanlar 

1898 yılı Aralık ayının ortalarından, 1899 yılının Mart ayı ortalarına kadar Selanik te tatilini geçiren Mustafa Kemal, İstanbul Pangaltı daki Harbiye Mektebi nde yüksek öğrenimine devam etmek için Selanik ten vapura biner ve İstanbul a, Payitahta hareket eder. Böylece bütün çocukluğu ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Makedonya dan ilk defa ayrılır. Birikimi ile yeni bir hayata atılacağı, kişiliği ve düşüncelerinin daha da olgunlaşacağı Harp Okulu na girişi (duhulü) 1 Mart 1315/13 Mart 1899, Apolet Numarası 1283 tür. Harbiyeli Mustafa Kemal  , buradaki 1315 Duhullülere Mahsus Künye Defteri ne Selanik te Koca Kasım Paşa Mahallesi Gümrük Memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi nin mahdumu uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96 olarak, 1282 Selanikli Ahmet Tevfik Efendi (96) ile 1284 Manastırlı Recep Fahri Efendi (95) arasına kaydedilecektir. 

Mustafa Kemal in Harbiye deki arkadaşları öncelikle Manastır İdadisi nden gelenlerdi. Bunlar arasında, Ahmet Tevfik ilk sırayı almaktadır. Çocukluk arkadaşı, Rüştiye ve İdadi de de birlikte okuduğu Mustafa Nuri (Conker), Lütfi Müfit (Özdeş), Ali Fuat (Cebesoy), Arif (Ayıcı), Hayri (Tırnovacık), Kazım (Karabekir), Ömer Naci, İsmaik Hakkı (Pars), Kazım (İnanç), Kazım (Özalp), Ali Fethi (Okyar), onu takip eden arkadaşlarıydı. Bunların bazıları kendi devresi, bazıları da kendisinden önce veya sonraki devrenin öğrencileri idi. 

Hayri Paşa (Tırnovacık) , anılarında gazeteci Naci Sadullah ın  sınıfta, en fazla kimlerle samimi konuşurlardı Paşam  sorusuna şu cevabı vermiştir:  Manastır İdadisi nden kendileriyle birlikte gelen Tevfik Bey le ki bu kıymetli arkadaşı mektepten mezun olduğumuz sene kaybettik. Sonra şimdi Kırşehir mebusu bulunan Müfit Bey de samimi dostlarındandı...  

Mustafa Kemal Harbiye de öğretime başladığı sırada, okul komutanı 24 yıl (1884-1908) bu kutsal yuvaya komutanlık yapmış olan Mustafa Zeki Paşa; öğretim başkanı, o zamanki ismi ile ders nazırı , daha sonra Çanakkale de kendisine kolordu komutanlığı yapacak olan Esat Paşa dır. 

Mustafa Kemal in Harp Okulu ndaki öğretmenleri arasında, onun kişiliğini etkileyen ve onu hayata hazırlayan çok değerli öğretmenleri olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında; sonradan İstanbul Üniversitesi nde Profesör olan, Türk Tarih Kurumu kurucu üyesi ve Milletvekili olan Fransızca öğretmeni Necip Asım (Yazıksız) Bey (1861-1935), Talim Öğretmeni Rahmi Paşa ve onun maiyetindeki Binbaşı Fazıl Bey, sonra Korgeneral ve milletvekili olan Yüzbaşı Naci (İldeniz) Bey ve Teğmen Osman Efendi bulunuyordu. 

Ali Fuat Cebesoy öğretmenleri hakkında şunları anlatmıştır:  Hocalarımızdan memnunduk. Talim öğretmenlerimizin başında öğrenimini Almanya'da yapmış olan Rahmi Paşa bulunuyordu. Maiyetinde Birinci Dünya Savaşı'nda ölen, Hünkâr yaverlerinden Binbaşı Fazıl Bey, Yüzbaşı Naci (Rahmetli Korgeneral ve Milletvekili Naci Eldeniz) ve Teğmen Erzurumlu Osman Efendi vardı. Osman Efendi talim yaptırırken: Birinci mangadan sağdan itibaren beş kişi kop da gel! Diye bizleri çağırırdı. Bundan dolayı kendisine Kopdagel adını vermiştik. Daha sonra bu lakabı kendisi de beğenmiş olacak ki, soyadı olarak almıştır. 

Mustafa Kemal en ziyade Yüzbaşı Naci Bey'i sayar ve severdi. Hatırımda yanlış kalmadıysa, Manastır'dan tanışıyorlardı. Bu saygı ölünceye kadar devam etti. Çok yıllar önce Naci Paşa Kolordu Kumandanıyken bir münasebetle Atatürk'ü ziyaret etmişti. Ben de oradaydım. Kendisine çok itibar etti. Buyurunuz hocam. Diye yer gösterdi ve sonra bana döndü : Naci Paşa Hazretleri nin , dedi, İkimizin üzerinde de emeği vardır. Ben, okula geldikten on beş gün kadar sonra Ders Nazırlığı'na Yanyalı Esat Paşa atandı. O zaman rütbesi albaydı. Taşkentli Mehmet Kaçın'ın sülalesinden olan Esat Paşa vatanperver ve bilgili bir askerdi. Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde birçok ıslahat yapmıştır. Bu kişi Balkan Savaşı'nda Yanya Savunması'nda benim kumandanımdı. Onun kolordusunun Kurmay Başkanlığı'nı yaptım, yine onun emri altında 23. Tümen Kumandan Vekili olarak Pasita ve Pizani mevkilerini müdafaa ettim. Yaralandığım zaman çok üzülmüştü.

Esat Paşa, Çanakkale Savaşları'nda Atatürk'e de kumandanlık etmiştir. Atatürk'ün meşhur 19. Tümeni Esat Paşa'nın kumandasındaki 3. Kolordu'nun kuruluşu içindeydi.  

Mustafa Kemal Harp Okulu 1 nci sınıfında 635 mevcutlu Piyade sınıfında bütün derslerden 484 not almış ve 9 uncu olarak ikinci sınıfa geçmiştir. 

Mustafa kemal 2 nci sınıfta işse 420 arkadaşı arasında toplam 522 not alarak ve 11 nci olarak üçüncü sınıfa geçmiştir. 

Mustafa Kemal, 3 ncü sınıfta, 459 arkadaşı arasında üç yıllık notlarının toplamı üzerinden Harp Okulu'nu 8 nci olarak bitirmiştir. 

Okul arkadaşlarının anlattıklarından Harbiyeli Mustafa Kemal in, bu dönemde hem Fransızca sını geliştirdiği, hem de memleket meseleleri üzerindeki düşüncelerinin daha da olgunlaştığı görülmektedir. Onun nasıl bir öğrenci olduğunu ve ileriye dönük hangi düşüncelere sahip olduğunu göstermek için Harbiye öğrenciliği ile ilgili bazı anıları buraya aynen alıyoruz. 

En samimi arkadaşlarından Lütfi Müfit (Özdeş)  e göre Harbiyeli Mustafa Kemal: 

Daha o zaman mektepte iken, şuursuz, düşüncesiz kötü bir idareye karşı vicdan ve ruhundan fışkıran inkılapçı düşünceleri bilhassa kayda şayandır. Her okuduğu ders, her mütalaa ettiği ilim ve fenni dikkatle tahlil ederek neticeyi alırdı. Bütün talebe arkadaşlarının ders müşküllerini makul ve mukni cevaplarla izah ederdi. Erkân-ı Harbiye de mesleğe ait ihtisas derslerinde en iyi notu Büyük Şef almıştır.  Lütfü Müfit Bey Gazi Hazretlerinin istibdat devrinde mektepteki hatıralarını anlatırken onun gazete çıkararak talebe arkadaşlarını tenvir ettiğini kaydetmiş ve şöyle devam etmişti

:  Büyük Şef şuursuz idareden o derece ıstırap duymuştu ki, daha mektepte iken o zamanki idareye karşı arkadaşları ile hasbıhaller, tenkitlere başlamış ve hatta büyük tehlikelere rağmen haftada bir iki defa gizli olarak gazete bile çıkarmışlardır. 

Daha o zaman evlâdı bulunduğu asil Türk milletine ileride ne büyük hizmetler yapmağa namzet olduğunu pek güzel anlatıyordu. Onun her haline olduğu gibi dürüst düşüncelerine meftun olan ve candan inanan arkadaşları O Büyük Adamın etrafına toplanmışlardı.  

Hayri Paşa (Tırnovacık) Gazeteci Naci Sadullah a anlatıyor:  Gazi Hazretleri sınıfın en zeki talebesiydi. Hallerinden, yaşlarından umulmayan bir olgunluk vardı. Çok kuvvetli bir ikna kabiliyetine sahipti Herhangi kavgaya tek defa olsun karıştığını hatırlamıyorum. 

Mekteplerde, intikal kabiliyetinin ve zekalarının kıtlığını, zorlamalarla telafiye çalışan bedbaht talebeler vardır. Bu zorlamalardan müstağni olan Gazi Hazretlerinin kitaplar üzerinde mütemadiyen kafa patlatan ezberciler gibi de çalıştığını hatırlamıyorum. Bilhassa merak ettikleri derslerle fazla meşgul olurlardı. Riyaziye (Matematik) ve edebiyata karşı fazla düşkünlüğü vardı. En çok okudukları Tevfik Fikret in bilhassa Sis manzumesini beğenirlerdi. Namık Kemal i, Abdülhak Hamit i okumaktan da zevk duyarlardı. 

En fazla meşgul oldukları şeylerden biri de zamanın felsefesi ve fikri cereyanları idi. Toplumun henüz halledilmemiş davalarıyla dimağlarını meşgul ederlerdi.  

Sınıftaki durumu, davranışları nasıldı  

Gazi Hazretleri, sınıfımızın en yakışıklı, en şık, en temiz giyinen talebesiydi. Kendisi, muasır hayatın İstanbul dan evvel yer bulduğu Selanik te bulundukları için cemiyetin ince muaşeret kaidelerine hepimizden fazla vakıftı."

Sınıfta en fazla kimlerle konuşurlardı Paşam  

Manastır İdadisi nden kendileriyle beraber gelen Tevfik Bey le ki bu kıymetli arkadaşı mektepten mezun olduğu zaman kaybettik. 

Sonra şimdi Kırşehir mebusu bulunan Müfit Bey de samimi dostlarındandı  

Harp Okulu nda Mustafa Kemal den bir devre önce olan (1900-Piyade-2) fakat okulu bitirdiğinde bir sene tebdil-i hava raporu alarak memleketine giden ve Harp Akademisi ne bir yıl sonra başlayan Asım Gündüz, orada Mustafa Kemal lerle birlikte aynı sınıfları okumuştur. Anılarında Harbiyeli Mustafa Kemal i şöyle anlatmaktadır:  Gerek Harbiye'de, gerek Harp Akademisi nde bir şey dikkatimi çekmişti. Doğu illerinden ve Anadolu'dan gelen arkadaşlar, İstanbullular gibi, yalnız dersleriyle meşguldüler. Sadece Manastır İdadisi nden gelen arkadaşlarımız daha çok uyanık, daha çok Batı'ya dönüktüler. Onlar derslerinin dışında memleketin meselelerini de tartışıyorlar, bu konularda fikirler ileri sürüyorlardı. Mustafa Kemal de bunlardandı. 

Beni, Mustafa Kemal'le ilk tanıştıran eski arkadaşım Fethi Bey (Okyar) olmuştu. Mustafa Kemal, çok güzel giyinir, çok güzel konuşur, kimseyi kırmaz, terbiyeli bir çocuktu. Doğup büyüdüğü Selanik'in batıyla daha çok bağlantılı bulunması sebebiyle olacak, dikkati çeken fikirleri vardı. Etrafına topladığı arkadaşlarla cesaretle konuşuyor, onları güzel konuşmasıyla kısa zamanda tesiri altına alıyordu. Bizlerin okumadığımız bir çok vatan şiirlerini sık sık tekrarlıyordu. Namık Kemal'in bütün şiirlerini bir defterde toplamıştı. Bu şiirleri kısa zamanda bütün arkadaşlar defterlerimize yazmış ve ezberlemiştik. Mustafa Kemal  Milletleri uyandıracak olan fikir adamları, Devlet adamlarıdır.  diyordu. Yabancı lisana karşı büyük bir hevesi vardı. Bu maksatla. Beyoğlu nda bir Fransız madamına pansiyoner olmuştu. Bu Fransız kadın, Fransız sefareti kuryeleriyle, ittihatçıların Paris'te yayınladıkları gazeteleri getirtiyor ve Mustafa Kemal'e veriyordu. Fransız kadın aynı zamanda Mustafa Kemal'e Fransızca dersi veriyordu. Bizler, Vatan, Millet ve Türklük fikirlerini ilk defa, Harp Akademisi sıralarında ondan duymuştuk. Bizim sınıfta en iyi Fransızca bilen Ali Fuat'tı (Cebesoy). Çünkü, Ali Fuat Fransız okulundan Harbiye'ye gelmişti. Onu takiben de Mustafa Kemal iyi Fransızca bilirdi. Mustafa Kemal, Harbiye'de iken her tatilde Selanik te bir Fransız okulunun tatil kurslarına devam ederek lisanını ilerlettiğini söylerdi.  

Bütün bu anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki, Harp Okulu eğitimi ve öğrenimi dönemi, Mustafa Kemal in hem vatan, millet, Türklük fikirlerinin olgunlaşmasında, hem de Batıya dönük çağdaşlaşma düşüncelerinin gelişmesinde önemli bir dönem olmuştur. Ayrıca bu fikirlerini arkadaşlarına da anlatması, okula bu fikirleri yaymak için bir gazete çıkarma girişiminde bulunması, onun daha o dönemde liderlik özelliklerinin gelişmeye başladığını da göstermektedir. O, yine bu dönemde özellikle ilk sınıfta İstanbul un sosyal hayatı içinde kendisini bulmuş görünmektedir. İçki ve dans konusunda da bazı ilk deneyimlerin burada yaşandığı bilinmektedir.

7. Harp Akademisi Öğrenimi ve Burada Kişiliğini Etkileyen İnsanlar, Olaylar 

Mustafa Kemal in Harp Okulu ndan neşet tarihi olan 28 Kânunusani 1317, yani 10 Şubat 1902 Pazartesi tarihi, Harp Akademisi ne girdiği tarihtir. Kara Harp Okulu Arşivi ndeki 1315 Duhullülere Mahsus Künye Defteri nde Ahmet Tevfik, Mustafa Kemal, Recep Fahri ve Ali Şevket in yer aldığı sayfanın başında, Manastır Mekteb-i İdadisi nden vürud eden şakirdan başlığının devamında duhül ve neşet tarihleri yazılıdır. Ayrıca Mustafa Kemal in çiçek künyesi nin üzerinde 3. Ordu Erkan-ı Harbiye Birinci Sene Namzetliğine yazılmıştır. Aynı ibareler, Ahmet Tevfik ve Ali Şevket in künyelerinin üzerinde de bulunmaktadır. 

1848 yılında Harp Okulu içinde Erkan-ı Harbiye Sınıfları adı ile kurulan Harp Akademisi, Esat Paşa nın Harp Okulu Öğretim Başkanlığı na atanması (1899) ndan sonra, yani Mustafa Kemal in Harp Okulunda öğrenime başladığı sırada yeni bazı düzenlemeler yapılmıştır. O zamana kadar Harp Okulu ndan erkân-ı harp sınıfları na geçen öğrencilere erkan-ı harp (kurmay) deniliyordu. Esat Paşa, bunu değiştirmiş, erkân-ı harp namzedi (kurmay adayı) şekline çevirmiştir. Bundan sonra Harp Akademisi öğrencileri kısaca namzet (aday) olarak anılmaya başlanmıştır. O zamana kadar Harp Akademisi nin 15 kişiyi geçmeyen öğrenci sayısı, yine Esat Paşa nın çabalarıyla kırka kadar yükseltilmiştir. Fakat bu öğrencilerden ordunun ihtiyaç fazlası kısmına kurmaylık hakkı verilmemiş, bunlar mümtaz adı altında ve yüzbaşı rütbesiyle kıtalara çıkarılmışlardır. 

Bu uygulamanın 1902 yılından itibaren başladığı görülmektedir. Bu yıldan itibaren Erkan-ı Harbiye Sınıflarından Çok İyi derecede başarı sağlayanlara Kurmay , ve İyi derecede bitirenlere Mümtaz ünvanı verilmeye başlanmıştır. Bu usul, 1909 yılına kadar devam etmiştir. Mümtazlar arasında kurmay ihtiyacını karşılamak üzere sonradan kurmaylıkları onananlar da çoktur. Bu dönemde, Erkan-ı Harp Sınıfı öğrencileri, Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuşlar ve iki yıl sonra da Kıdemli Yüzbaşılığa yükselmişlerdir. 

Mustafa Kemal Akademi ye başladığı yıl sınıf mevcudu, topçu ve süvari okullarından gelenler ve değişik sebepler dolayısıyla bir üst sınıftan kalanlar ile birlikte 43 kişidir. Mustafa Kemal ilk yılını 1922 de yayınlanan anılarında şöyle anlatır: Erkan-ı Harp sınıflarına geçtik. Mutad olan derslere çok iyi çalışıyordum. Bunların fevkinde olarak ben de ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler peyda oldu. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık...  

Kara Harp Okulu Arşivi ndeki, elle yazılmış (matbuu olmayan) 16 No lu Numara Defteri ne göre Atatürk ün Harp Akademisi nde okuduğu dersleri, notları ve buradaki ders başarısı şu şekildedir: 

Sınıf mevcudu kırkiki kişi olan Akademi birinci sınıfta, toplam 580 olan ders notlarından Mustafa Kemal, toplam 479 not almıştır ve başarı sırası 8 dir. 

Mustafa Kemal in, Akademi ikinci sınıfında kırk kişilik sınıf mevcudu içinde toplam 480 puan aldığı görülmektedir ve 6. sıradadır. 

Mustafa Kemal Kurmay Yüzbaşı olarak yeminini 08 Teşrinievvel 1320 (Hicri: 11 Şaban 1322), Miladi 21 Ekim 1904 Cuma günü eder. Mustafa Kemal 29 Kânunuevvel 1320, yani 11 Ocak 1905 Çarşamba günü  Erkan-ı Harbiye Yüzbaşılığı ile mektepten neşet ederek sunuf-u selasede bölük idare ve kumanda etmek üzere atik 5 nci Ordu ya memur buyrulmuştur.  

57 nci Dönem Akademi mezunu toplam 37 kişidir. Bunların 13 ü Kurmay , 27 si de Mümtaz olmuşlardır. Mevcut bilgi ve belgelere göre Mustafa Kemal Kurmay olarak Akademiyi bitiren 13 kişi arasında 5 nci olmuştur. Dönemin birincisi Ali İhsan Sabis, ikincisi Asım Gündüz, üçüncüsü Ahmet Sedat Doğruer, dördüncüsü Ahmet Tevfik, altıncısı Mehmet Hayri Turhan, yedincisi Mustafa İzzet Yavuzer, sekizincisi Ali Seydi Uğur, dokuzuncusu Ali Fuat Cebesoy dur. Diğer üç kurmay da sırasıyla şunlardır: Süleyman Şevket Demirhan, Kemal Ohri, M. Şevki (kurmaylığı geri alınmıştır). 

Mustafa Kemal Atatürk ün Akademi deki öğretmenleri arasında kendisini derinden etkileten öğretmenler vardı. Bu öğretmenler ve girdikleri dersler şunlardır: Topçu Feriki (Tümgeneral), Ahmet Muhtar (Eski Osmanlı Seferleri Tarihi), Kurmay Binbaşı Refık Bey (Napolyon Ve Sair Savaşlar), Kurmay Yarbay Nuri Bey (Tabiye), Pertev Paşa (Demirhan), (Kurmay görevleriyle I866 ve 1871 Prusya-Avusturya, Prusya-Fransa Savaşları), Kurmay Albay Hasan Rıza Bey (Pertev Demirhan'dan sonra), Kurmay Albay Zeki Bey, Kurmay Yarbay Fevzi Bey. 

Sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal'in öğretmenlerinden Nuri Bey ile ilişkileri konusunda şunları anlatmaktadır: "Mustafa Kemal ve ben yeni öğretmenlerimiz içinde en çok Trabzonlu Nuri Bey'i sayıyor ve takdir ediyorduk. Nuri Bey gerçekten geniş kültürlü, çağına göre aydın düşünceli, stratejide üstat sayılan bir kurmay yarbaydı. Tabiye okutuyordu. Aradaki uzaklığı korumakla beraber öğrencilerine karşı içten ve ağabeyce davranıyordu. Yalnız ders vermekle yetinmiyor, genç kurmay adaylarının çeşitli sorularını da yanıtlamaktan zevk duyuyordu. 

Bir erkânıharp zabiti, askerlik dışında kalan bilgilerle de donanmış olmalıdır. Yarın hepiniz birer kumundan olacak, sorumluluk yükleneceksiniz. Diyordu. Nuri Bey, Birinci Dünya Savaşı seferberliğinde Kolordu Kumandanı olmuş, fakat savaşa girmeden önce bir kaza sonucunda ölmüştür 

Şimdi, Mustafa Kemal'in hayatında etkisi olan bir olaydan söz etmek istiyorum. 

Yarbay Nuri Bey, bir gün Tabiye dersinde gerilladan genişçe bir şekilde söz etti. Gerilla nedir, ne değildir " konusu üzerinde uzun uzun durdu. Açıklamada bulundu ve bir ara: Arkadaşlar, dedi. Gerilla olmak ne kadar güçse, onu bastırmak da o oranda güçtür.  

Arkadaşlar, kendisinden birkaç örnek vermesini rica ettiler. Mustafa Kemal ise konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, olayın ülkenin herhangi bir yerinde olmuş gibi açıklanmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Onu arkadaşım Tevfik Selanik de destekledi. Bunun üzerine Nuri Bey: Öyle ise, Boğaz'a ait haritalarınızı açın:" Emrini verdi. 

Dersten sonra Mustafa Kemal, Nuri Bey'in arkasından gitti: Efendim bu söylediğiniz gerilla gerçek olabilir, değil mi Nuri Bey kendine özgü olan ve her zaman kullandığı 'nev'ima' sözcüğünü de ekleyerek: Olabilir,, dedi. Fakat artık bu kadarı yeterli.  

Bu olaydan Mustafa Kemal çok söz etmiştir. Sayın Profesör Afet İnan, kendisinden dinleyerek edebi bir üslupla kaleme almıştır. Benim bu yazdıklarım, yalnızca belleğimde kalan keskin çizgilerdir. 

Mustafa Kemal, bu Tabiye dersinin ilk uygulama alanını Trablusgarp Savaşları'nda buldu. Bana Tobruk'tan yolladığı bir mektupta, Kurmay Yarbay Nuri Bey'in gerilla metotlarını başarıyla uyguladığını yazıyordu.  

Gerek kendisinin, gerekse arkadaşlarının anılarından öğrendiğimize göre Mustafa Kemal Akademi de kültürel çalışmalara çok önem veriyordu. Gazete çıkarmak işi burada Harbiye den daha düzenli bir şekilde yürütülüyor, kürsüden konferans niteliğinde konuşmalar yapıyor ve bunların metinlerini arkadaşlarına dağıtıyordu. 

Mustafa Kemal, 26 Haziran 1902 Perşembe günü Kuzguncuk'ta Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa nın Kuzguncuk'taki köşkünde misafır ediliyor. O gece orada kalıyor, ertesi 27 Haziran Cuma günü köşke gelen Osman Nizami Paşa ile tanıştırılıyor. Osman Nizami Fransızca ve Almancayı -edebiyatı dahil- anadili gibi bilmekte, İngilizceyi de yanlışsız konuşabilmektedir. O gün tanışıp görüşüyorlar. Osman Nizami Paşa, II. Abdülhamit in baskı rejimini yumuşatacağına dair hiçbir belirti olmadığına işaret ettikten sonra şöyle diyor: 

İstibdat idaresi, bir gün elbette yıkılacaktır. Fakat onun yerine Batılı manada bir idare gelip memleketi her bakımdan acaba kalkındıracak mıdır Ben buna inanmıyorum." 

Mustafa Kemal kuşkuludur. Nizami Paşa Abdülhamit'in adamlarından biri olabilir mi Kendisinin ağzını arayan bir hafiye midir M. Kemal, bu olasılıklara karşın gene de düşüncelerini cesaretle söylemeye kararlıdır. Diyor ki: 

" Paşa Hazretleri! Garplı manadaki idareler de zamanla gelişmişlerdir. Bugün uyur gibi görünen milletimizin çok kabiliyeti ve cevheri vardır. Fakat bir- inkılap vukuunda bugün iş başında olanlar yerlerini muhafaza etmeye kalkarlarsa o vakit buyurduğunuzu kabul etmek lazım getir. Yeni nesiller içerisinde her hususta itimada layık insanlar çıkacaktır. " 

Osman Nizami Paşa susuyor, olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermiyor. Aynı günün akşamı ayrılmak üzere veda eden Mustafa Kemal'e şunları söyler: 

Mustafa Kemal Efendi oğlum, sen, bizler gibi yalnız Erkân-ı Harp zabiti olarak normal bir hayata atılmayacaksın. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzerinde müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma. Sende, memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. İnşallah yanılmamış olurum." 

Osman Nizami Paşa yanılmamıştır. Çünkü Mustafa Kemal, gençlik çağlarından beri geleceğin Atatürk'ünden belirtiler ve ışıklar vermiştir. 

Takdir edersiniz ki, Atatürk ve Onun önderliğinde kurduğumuz Milli (Üniter), Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşatma ve yarınlara taşıma bilinci ancak, Atatürk'ü doğru anlamak ve doğru anlatmak ile oluşturulabilir, kökleştirilebilir. 

Büyük Önderin aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, Onu ve Düşüncelerini daha iyi ve daha doğru anlama ve anlatma azminde olduğumuzu belirtir, saygılarımı sunarım. 

Adınız :
Mailiniz :
Yorumunuz :
Doğrulama Kodu :